Zakir Kaya - Hayatın amacı ve insan varlığının anlamı üzerine felsefi ve psikolojik inceleme

ULUSLARARASI SİSTEMDE HEGEMONİK GÜÇ İLLÜZYONU: ÇOK KUTUPLULUK,VEKÂLET SAVAŞLARI VE İNSANİ GÜVENLİK KRİZİNİN JEOPOLİTİĞİ-1.

Yayın Tarihi: 18/09/2026

Zakir Kaya | Araştırmacı Gazeteci | Yazar

zakir-kaya-arastirmaci-gazeteci-yazar-portre-2

ÖZET

Uluslararası güç dağılımındaki dönüşüm, büyük güç rekabetinin yoğunlaşması ve bölgesel aktörlerin artan yetenekleri, tek bir aktörün veya sınırlı bir aktör grubunun uluslararası sistem üzerinde kalıcı ve kapsamlı bir kontrol kurabileceği varsayımını sorgulamaktadır. Bu çalışma, bu sorunu “hegemonik güç illüzyonu” analitik kavramı üzerinden incelemektedir. Bu kavram, askerî, ekonomik veya diplomatik üstünlüğün daha geniş uluslararası sistem üzerinde sürdürülebilir ve kapsamlı bir kontrole dönüştürülebileceği varsayımını ifade eder. Çalışma, yapısal realizm ve saldırgan realizmi Robert W. Cox’un eleştirel-tarihsel yaklaşımı ve insani güvenlik perspektifiyle bir araya getirmektedir. Ayrıca vekâlet savaşlarının büyük güçler arasındaki araçsal bir rekabete indirgenmemesi gerektiğini savunmakta; çünkü yerel aktörlerin kendi siyasi hedeflerini, örgütsel kapasitelerini ve sosyal temellerini koruduğunu ileri sürmektedir. Niteliksel karşılaştırmalı bir yaklaşım kullanan bu çalışma, Ukrayna ve Yemen’i zıt örnekler olarak incelemektedir. Ukrayna, tam ölçekli devletlerarası savaş ile dış destek ağları arasındaki etkileşimi gösterirken; Yemen ise parçalanmış devlet otoritesi, silahlı devlet dışı aktörler ve bölgesel rekabetin kesişimini ortaya koymaktadır. Analiz, askerî üstünlüğün tek başına kalıcı bir siyasi düzen yaratmadığını, dış desteğin yerel aktörlerin özerkliğini ortadan kaldırmadığını ve jeopolitik rekabetin maliyetlerinin sıklıkla insani güvenlik alanında yoğunlaştığını göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Çok Kutupluluk, Uluslararası Sistem, Vekâlet Savaşı, İnsani Güvenlik, Jeopolitik, Realizm, Eleştirel Teori.

1. GİRİŞ

Uluslararası sistem, güç dağılımının değiştiği, büyük güç rekabetinin yeniden yoğunlaştığı ve bölgesel aktörlerin hareket alanlarının genişlediği bir dönemden geçmektedir. Bu dönüşüm, Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan tek merkezli veya sınırlı merkezli uluslararası düzen tartışmalarını yeniden gündeme taşımaktadır.

Uluslararası ilişkiler teorisinde güç kavramı çoğunlukla askerî kapasite, ekonomik kaynaklar, teknolojik üstünlük, diplomatik etki ve ittifak ilişkileri üzerinden ele alınmaktadır. Ancak belirli bir aktörün bu alanlardan birinde veya birkaçında üstün olması, uluslararası sistemin tamamı üzerinde sınırsız ve kalıcı bir kontrol kurabileceği anlamına gelmemektedir.

Bu noktada çalışmanın temel problemi ortaya çıkmaktadır: Bir devlet veya büyük güç, sahip olduğu askerî ve ekonomik kapasiteyi uluslararası sistem üzerinde sürdürülebilir siyasal denetime dönüştürebilir mi?

Bu çalışmanın temel savı, güç üstünlüğünün siyasal sonuç üretme kapasitesinin sistemik, bölgesel, toplumsal ve kurumsal sınırlara sahip olduğudur. Dolayısıyla askerî üstünlük ile siyasal kontrol aynı şey değildir. Bu çalışma kapsamında “hegemonik güç illüzyonu”, literatürde yerleşik ve üzerinde uzlaşılmış bir teori olarak değil, güç üstünlüğünün sistemik kontrol kapasitesiyle özdeşleştirilmesini sorgulayan analitik bir kavram olarak kullanılmaktadır.

2. ARAŞTIRMANIN AMACI VE YÖNTEMİ

Çalışmanın amacı, uluslararası sistemde güç dağılımının dönüşümünü üç temel eksen üzerinden değerlendirmektir:

  • Çok kutupluluğun güç rekabetine etkisi,
  • Vekâlet savaşlarının büyük güç rekabetindeki rolü,
  • Jeopolitik rekabetin insani güvenlik üzerindeki sonuçları.

Araştırma, nitel karşılaştırmalı kuramsal inceleme yöntemine dayanmaktadır. Ukrayna ve Yemen vakaları, aynı türden savaşlar oldukları için değil, farklı çatışma mekanizmalarını karşılaştırmaya olanak sağladıkları için seçilmiştir. Ukrayna örneğinde tam ölçekli devletlerarası savaş, dış askerî destek ve büyük güç rekabeti birlikte incelenirken; Yemen örneğinde devlet otoritesinin parçalanması, silahlı devlet dışı aktörler ve bölgesel güçlerin müdahaleleri öne çıkmaktadır.

Çalışmanın önemli bir sınırlılığı da bulunmaktadır: Bu araştırma, savaşların bütün askerî ve ekonomik değişkenlerini nicel olarak test eden bir istatistiksel çalışma değildir. Amaç, belirli kuramsal varsayımların somut vakalarda nasıl sınırlandığını göstermektir.

3. ULUSLARARASI SİSTEMDE GÜÇ VE ANARŞİ

Kenneth Waltz’ın yapısal realizm yaklaşımında uluslararası sistemin temel özelliklerinden biri, devletlerin üzerinde merkezi bir otoritenin bulunmamasıdır. Bu yapı, devletleri güvenliklerini büyük ölçüde kendi imkânlarıyla sağlamaya yöneltmektedir. Bu yaklaşım açısından devletlerin davranışlarını yalnızca liderlerin kişisel tercihlerinden veya ideolojik eğilimlerinden hareketle açıklamak yeterli değildir. Sistemik yapı, devletlerin karşı karşıya olduğu teşvikleri ve kısıtlamaları da belirlemektedir.

John Mearsheimer’ın saldırgan realizmi ise büyük güçlerin yalnızca hayatta kalmayı değil, mümkün olduğu ölçüde göreli güçlerini artırmayı hedeflediğini ileri sürmektedir. Mearsheimer’ın yaklaşımında uluslararası sistemdeki belirsizlik ve güvensizlik, büyük güçleri güçlerini maksimize etmeye yönelten önemli faktörlerdir.

Bununla birlikte realizmin açıklama gücü, uluslararası siyasetin bütün boyutlarını tek başına açıklayabileceği anlamına gelmemektedir. Devletlerin güç kapasitesi kadar;

  • Ekonomik bağımlılık,
  • Uluslararası kurumlar,
  • Toplumsal yapılar,
  • İdeolojik mücadeleler,
  • Teknoloji,
  • Yerel aktörler

de uluslararası sonuçların oluşumunda etkili olabilmektedir. Dolayısıyla güç, yalnızca maddi kapasite üzerinden değil, bu kapasitenin siyasal sonuç üretme yeteneği üzerinden değerlendirilmelidir.

4. ELEŞTİREL TEORİ VE GÜCÜN TARİHSEL YAPISI

Robert W. Cox, uluslararası ilişkiler teorisinin yalnızca mevcut düzenin işleyişini açıklamakla sınırlı kalmaması gerektiğini savunarak teorinin tarihsel ve toplumsal bağlamını öne çıkarmıştır. Cox’un 1981 tarihli çalışması, devletleri tek başına analiz etmek yerine sosyal güçler, devlet biçimleri ve dünya düzenleri arasındaki ilişkilerin birlikte incelenmesine odaklanmaktadır. Makalenin Millennium: Journal of International Studies dergisindeki yayımlanmış versiyonu 126–155. sayfalar arasındadır.

Bu perspektiften bakıldığında hegemonya yalnızca askerî üstünlük değildir. Hegemonik düzen;

  • Maddi kapasite,
  • Kurumsal düzenlemeler,
  • Ekonomik ilişkiler,
  • İdeolojik kabuller,

Normlar arasındaki ilişkinin sonucunda oluşabilir. Dolayısıyla askerî açıdan güçlü bir devletin uluslararası sistem üzerinde kalıcı hegemonya kurabilmesi, yalnızca askerî üstünlüğünün büyüklüğüne bağlı değildir.

Bu yaklaşım, çalışmanın temel kavramı olan “hegemonik güç illüzyonu”nun açıklanmasında önem taşımaktadır. Çünkü güç ile düzen arasındaki ilişki doğrusal değildir. Güç sahibi olmak düzen kurabilmekle, düzen kurabilmek ise düzeni sürdürebilmekle aynı şey değildir.

5. ÇOK KUTUPLULUK VE GÜÇ DAĞILIMININ DÖNÜŞÜMÜ

Çok kutupluluk, uluslararası sistemde birden fazla önemli güç merkezinin bulunması anlamına gelmektedir. Böyle bir sistemde güç; yalnızca büyük devletler arasında değil, bölgesel güçler, uluslararası örgütler, ekonomik aktörler ve silahlı devlet dışı aktörler arasında da farklı biçimlerde dağılabilir. Bu nedenle günümüz uluslararası sistemini yalnızca “tek kutupluluk” veya “iki kutupluluk” gibi kategorilerle açıklamak giderek daha yetersiz hâle gelebilir.

Ancak çok kutupluluk otomatik olarak istikrar anlamına da gelmez. Birden fazla güç merkezinin ortaya çıkması;

  • Rekabeti artırabilir,
  • İttifakları karmaşıklaştırabilir,
  • Bölgesel çatışmaları uluslararası rekabetle ilişkilendirebilir,
  • Yanlış hesaplama risklerini artırabilir.

Bu nedenle çok kutupluluk, tek başına olumlu veya olumsuz bir sonuç olarak değil, güç ilişkilerinin yeniden dağılımını açıklayan bir sistem özelliği olarak ele alınmalıdır.

6. VEKÂLET SAVAŞLARI: BÜYÜK GÜÇLER VE YEREL AKTÖRLER

Vekâlet savaşı kavramı, bir çatışmada dış aktörlerin doğrudan savaşmak yerine yerel veya bölgesel aktörleri destekleyerek kendi stratejik hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmasını ifade etmek için kullanılmaktadır.

Ancak burada önemli bir analitik uyarı gereklidir: Bir aktörün dış destek alması, onun tamamen dış güçlerin kontrolünde olduğu anlamına gelmez. Yerel aktörlerin;

  • Kendi ideolojik hedefleri,
  • Örgütsel çıkarları,
  • Toplumsal tabanları,
  • Ekonomik kaynakları,
  • Bölgesel hedefleri

bulunabilir. Dolayısıyla vekâlet ilişkileri çoğu zaman tek yönlü bir komuta ilişkisi değil, karşılıklı bağımlılık ilişkisi niteliğindedir.

Bu nedenle vekâlet savaşı analizinde yalnızca “hangi büyük güç kimi destekliyor?” sorusu yeterli değildir. Aynı zamanda şu soruların da sorulması gerekir:

  • Yerel aktör ne istiyor?
  • Dış desteğe ne ölçüde bağımlı?
  • Kendi kaynakları nelerdir?
  • Dış aktörün hedefleriyle ne ölçüde örtüşmektedir?
  • Çatışmanın toplumsal maliyetini kim taşımaktadır?

Bu sorular, vekâlet savaşlarını yalnızca büyük güç rekabetinin alt başlığı olmaktan çıkararak daha karmaşık bir siyasal süreç olarak değerlendirmeye imkân vermektedir.

7. İNSANİ GÜVENLİK: DEVLETİN ÖTESİNDE GÜVENLİK

İnsani güvenlik yaklaşımı, güvenliği yalnızca devletin toprak bütünlüğü ve askerî kapasitesi üzerinden değerlendiren anlayışın ötesine geçmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) 1994 İnsani Kalkınma Raporu, güvenliği insan merkezli biçimde ele almış ve güvenliği yalnızca topraklarla değil, insanlarla; yalnızca silahlarla değil, kalkınmayla ilişkilendirmiştir.

Bu yaklaşım açısından güvenlik; fiziksel güvenlik, ekonomik güvenlik, gıda güvenliği, sağlık, çevre ve siyasal güvenlik gibi alanları da kapsamaktadır. Bu nedenle bir devletin askerî olarak başarılı olması, aynı zamanda toplumun güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmeyebilir.

Bir savaş sonucunda bir devlet toprak kazanabilir veya askerî üstünlük sağlayabilir. Ancak aynı savaş;

  • Milyonlarca insanı yerinden edebilir,
  • Sağlık sistemlerini zayıflatabilir,
  • Ekonomik üretimi bozabilir,
  • Altyapıyı tahrip edebilir,
  • Eğitim sistemlerini aksatabilir.

Bu durum, “devlet güvenliği” ile “insan güvenliği” arasındaki farkı görünür hâle getmektedir.

8. HEGEMONİK GÜÇ İLLÜZYONU: ANALİTİK KAVRAM

Bu çalışma açısından hegemonik güç illüzyonu, maddi güç üstünlüğünün uluslararası sistem üzerinde sınırsız ve kalıcı siyasal kontrol sağlayacağı varsayımını ifade etmektedir. Kavramın üç temel boyutu bulunmaktadır:

  • 8.1. Askerî güç ile siyasal kontrolün özdeşleştirilmesi: Askerî üstünlük savaş alanında avantaj sağlayabilir. Ancak askerî başarı; meşruiyet, siyasal istikrar, toplumsal kabul ve ekonomik sürdürülebilirlik gibi unsurları otomatik olarak üretmez.
  • 8.2. Dış destek ile yerel kontrolün özdeşleştirilmesi: Bir silahlı aktörün dış destek alması, onun bütün kararlarının destekçi devlet tarafından belirlendiği anlamına gelmez. Bu nedenle vekâlet ilişkileri, patron-müşteri ilişkisi kadar basit değildir.
  • 8.3. Bölgesel üstünlüğün küresel kontrol olarak yorumlanması: Bir aktörün belirli bir bölgede önemli askerî veya ekonomik üstünlük kazanması, bu üstünlüğün küresel ölçekte aynı sonucu doğuracağı anlamına gelmez.

Bu üç boyut birlikte değerlendirildiğinde hegemonik güç illüzyonu, kapasite ile sonuç arasındaki farkı görünür hâle getirmektedir.

9. UKRAYNA VAKASI: ASKERÎ GÜÇ, İTTİFAKLAR VE İNSANİ MALİYET

Ukrayna savaşı, uluslararası sistemde güç rekabetinin güncel örneklerinden biridir. Rusya Federasyonu’nun 2022’de başlattığı tam ölçekli işgal, doğrudan bir devletlerarası savaş niteliğindedir. Bununla birlikte savaşın seyri, Ukrayna’ya yönelik Batı askerî, ekonomik ve siyasi desteği nedeniyle daha geniş bir uluslararası güvenlik boyutu kazanmıştır.

Bu nedenle Ukrayna’yı yalnızca bir “vekâlet savaşı” olarak tanımlamak analitik açıdan yetersizdir. Ukrayna’nın kendi devlet kapasitesi, askerî kararları ve siyasal hedefleri bulunmaktadır. Dış destek savaşın kapasite dengesini etkilerken, Ukrayna’nın egemen bir aktör olarak karar alma rolünü ortadan kaldırmamaktadır.

Ukrayna örneğinin insani güvenlik açısından ortaya koyduğu tablo ise son derece ağırdır. BM İnsan Hakları İzleme Misyonu (HRMMU) verilerine göre 2025 yılında Ukrayna’da çatışmayla bağlantılı olarak 2.514 sivil öldürülmüş, 12.142 sivil yaralanmıştır. BM’ye göre 2025, 2022’den bu yana siviller açısından en ölümcül yıl olmuş ve toplam doğrulanmış sivil kayıplar 2024’e kıyasla yüzde 31 artmıştır.

Aynı BM değerlendirmesi, 2025’te doğrulanan sivil kayıpların yüzde 97’sinin Ukrayna hükümetinin kontrolündeki bölgelerde meydana geldiğini ve Rus silahlı kuvvetlerinin saldırılarının bu kayıpların büyük bölümünde belirleyici olduğunu bildirmektedir. Bu veriler, askerî kapasite ile insani güvenlik arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Savaşın askerî hedefleri açısından yapılan hesaplamalar, sivillerin yaşadığı güvenlik krizini tek başına açıklayamamaktadır.

Ukrayna örneği açısından temel çıkarım şudur: Büyük güç rekabeti askerî denge üzerinden açıklanabilir; ancak savaşın toplumsal maliyeti yalnızca askerî dengeyle açıklanamaz.

10. YEMEN VAKASI: PARÇALANMIŞ EGEMENLİK VE BÖLGESEL REKABET

Yemen, Ukrayna’dan farklı bir çatışma yapısına sahiptir. Burada devlet kapasitesinin parçalanması, Husilerin önemli bir silahlı ve siyasi aktör hâline gelmesi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörlerin müdahaleleri ve İran’la ilişkiler çatışmanın uluslararası boyutunu oluşturmaktadır.Dolayısıyla Yemen örneğinde vekâlet savaşı kavramının açıklayıcı değeri daha yüksektir; ancak çatışmayı yalnızca İran-Suudi Arabistan rekabetine indirgemek de yetersizdir. Husilerin kendi örgütsel ve siyasal hedefleri bulunmaktadır. Güncel kaynaklar, İran’ın Husilere silah, eğitim ve teknoloji bakımından destek sağladığına ilişkin değerlendirmeleri aktarmaktadır. Bunun yanında Husilerin askerî kapasitesinin zaman içinde önemli ölçüde geliştiği de bildirilmektedir.

Bu durum, vekâlet ilişkilerinin tek taraflı olmadığını göstermektedir. Dış destek yerel aktörün kapasitesini artırabilir; fakat yerel aktör de dış destek sağlayıcısının bölgesel hedefleri açısından bağımsız maliyetler ve riskler yaratabilir.

Yemen örneğinin önemli sonuçlarından biri budur: Bir büyük güç veya bölgesel aktör, desteklediği yerel aktörü tamamen kontrol edemeyebilir. Bu durum hegemonik güç illüzyonunun ikinci boyutunu doğrudan sınamaktadır.

11. UKRAYNA VE YEMEN’İN KARŞILAŞTIRILMASI

BoyutUkraynaYemen
Temel Çatışma YapısıDevletlerarası savaşParçalı iç savaş / Bölgesel çatışma
Devlet KapasitesiMerkezi devlet kapasitesi yüksekDevlet otoritesi parçalanmış
Dış DestekYoğun askerî, ekonomik ve siyasi destekBölgesel ve uluslararası destek ağları
Yerel Aktörlerin RolüUkrayna devleti temel aktörBirden fazla silahlı/siyasi aktör
Vekâlet Boyutuİkincil fakat önemliBelirgin
Büyük Güç / Bölgesel RekabetYüksekYüksek
İnsani Güvenlik EtkisiÇok yüksekÇok yüksek
Hegemonik Güç SınamasıAskerî üstünlüğün siyasal sonucu sınırlıDış desteğin yerel aktör üzerindeki kontrolü sınırlı

Karşılaştırma, iki farklı çatışma biçiminin aynı temel probleme işaret ettiğini göstermektedir: Güç kapasitesi ile siyasal sonuç arasında otomatik bir ilişki bulunmamaktadır.

12. JEOPOLİTİK REKABETİN İNSANİ GÜVENLİK BOYUTU

Büyük güçlerin stratejik hesapları çoğunlukla askerî kapasite, caydırıcılık, ittifaklar, enerji güvenliği, stratejik ulaşım yolları ve ekonomik çıkarlar üzerinden yapılmaktadır. Buna karşılık çatışmaların toplumsal sonuçları; zorunlu göç, yoksulluk, gıda güvensizliği, sağlık hizmetlerinin çökmesi, eğitim kayıpları ve altyapı tahribatı şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenle uluslararası güvenlik analizinde iki ayrı düzeyin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir: Devlet güvenliği ve insan güvenliği. UNDP’nin 1994 yaklaşımı da güvenlik anlayışının insan merkezli biçimde genişletilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu çerçeve, hegemonik güç illüzyonunun neden yalnızca askerî kapasite üzerinden değerlendirilemeyeceğini açıklamaktadır.

13. TARTIŞMA

Bu çalışma üç temel sonucu ortaya koymaktadır:

  1. Uluslararası sistemde güç dağılımı değişmektedir. Ancak güç merkezlerinin artması otomatik olarak daha istikrarlı bir sistem yaratmamaktadır.
  2. Vekâlet savaşlarında dış aktörler önemli rol oynasa da yerel aktörlerin özerkliğini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Yemen örneği bu durumu açık biçimde göstermektedir.
  3. Büyük güç rekabetinin gerçek maliyeti çoğu zaman askerî ve diplomatik göstergelerin dışında ortaya çıkmaktadır. İnsanların güvenliği, ekonomik yaşamı ve sosyal kurumları bu rekabetten doğrudan etkilenmektedir.

Bu sonuçlar, saldırgan realizmin güç rekabetine yaptığı vurgunun önemli açıklama kapasitesine sahip olduğunu; ancak tek başına savaşların toplumsal sonuçlarını açıklamakta yetersiz kalabileceğini düşündürmektedir. Cox’un tarihsel-eleştirel yaklaşımı ise güç ilişkilerini toplumsal ve kurumsal yapılarla birlikte değerlendirme olanağı sağlamaktadır. Dolayısıyla daha kapsamlı bir uluslararası ilişkiler analizi için farklı teorik yaklaşımların birbirini dışlamak yerine farklı açıklama düzeylerinde kullanılması mümkündür.

14. SONUÇ

Uluslararası sistemde güç, hiçbir zaman yalnızca sahip olunan kapasitenin büyüklüğüyle açıklanamaz. Askerî güç savaş kazanabilir, caydırıcılık oluşturabilir ve toprak kontrolü sağlayabilir. Ancak tek başına; kalıcı meşruiyet, toplumsal kabul, sürdürülebilir siyasal düzen ve ekonomik istikrar garanti etmez.

Bu nedenle çalışmada kullanılan “hegemonik güç illüzyonu” kavramı, maddi güç üstünlüğü ile sistemik kontrol arasındaki farkı açıklamak amacıyla geliştirilmiştir. Ukrayna örneğinde büyük güç rekabeti, tam ölçekli devletlerarası savaşın uluslararası destek ağlarıyla birleştiğini göstermektedir. Yemen örneğinde ise parçalanmış devlet yapısı, yerel aktörlerin özerkliği ve bölgesel güç rekabeti ön plana çıkmaktadır.

Her iki vaka farklı olmakla birlikte ortak bir noktaya işaret etmektedir: Uluslararası sistemde hiçbir güç kapasitesi, siyasal ve toplumsal gerçeklikten bağımsız olarak sınırsız kontrol üretmez. Bu nedenle gelecekteki uluslararası ilişkiler araştırmalarında yalnızca “kim daha güçlü?” sorusuna değil; “Bu güç ne ölçüde sürdürülebilir siyasal sonuç üretebiliyor ve bunun insani maliyeti nedir?” sorusuna da odaklanılması gerekmektedir. İnsani güvenlik perspektifi bu nedenle uluslararası güvenlik çalışmalarının tamamlayıcı değil, giderek daha merkezi bir boyutu olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, uluslararası sistemde hegemonya arayışı devam etse de güç ile kontrol, kontrol ile düzen ve düzen ile güvenlik aynı kavramlar değildir. Bu ayrımların gözden kaçırılması, uluslararası sistemin yalnızca askerî kapasite üzerinden okunmasına ve insani güvenlik maliyetlerinin ikinci plana itilmesine yol açabilir.

KAYNAKÇA

  • Buzan, B., Wæver, O., & de Wilde, J. (1998). Güvenlik: Analiz İçin Yeni Bir Çerçeve. Boulder: Lynne Rienner Publishers.
  • Cox, R. W. (1981). Social Forces, States and World Orders: Beyond International Relations Theory. Millennium: Journal of International Studies, 10(2), 126–155. DOI: 10.1177/03058298810100020501.
  • Mearsheimer, J. J. (2001). Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi. New York: W. W. Norton.
  • Mumford, A. (2013). Vekalet Savaşları. Cambridge: Polity Press.
  • Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP). (1994). İnsani Kalkınma Raporu 1994: İnsan Güvenliğinin Yeni Boyutları. New York: Oxford University Press.
  • Waltz, K. N. (1979). Uluslararası Politika Teorisi. Reading, MA: Addison-Wesley.
  • Ukrayna’daki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Misyonu (HRMMU). (2026, 12 Ocak). BM İnsan Hakları Gözlemcilerine Göre 2025, Ukrayna’da 2022’den Bu Yana Siviller İçin En Ölümcül Yıl.
  • Ukrayna’daki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Misyonu (HRMMU). (2026, 12 Ocak). Silahlı Çatışmalarda Sivillerin Korunması — Aralık 2025 Raporu.
    Diğer haberler göz at
"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık