Yayın Tarihi: 25/07/2026
Vatandaş Ömer / Sokağın Vicdanı
Temmuz ayının son pazar gününde, Türk siyaset tarihi son derece kritik, bir o kadar da ezber bozan bir kırılma anına tanıklık ediyor. Bir yanda asırlık çınar Cumhuriyet Halk Partisi içinde yargı kararları ve kurultay tartışmalarıyla alevlenen hukuki süreçler, diğer yanda bu süreçlerin neticesinde Özgür Özel ve 91 milletvekilinin istifasıyla Lozan’ın yıl dönümünde resmen kurulan YENİ Parti… Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki koltuk diziliminden ana muhalefet temsiline kadar tüm dengeler adeta sil baştan kuruluyor.
Meseleye ne bir tarafın heyecanıyla ne de diğer tarafın kırgınlığıyla bakmak gazetecilik etiğine yakışır. Bugün sokağın, kahvehanedeki vatandaşın ve sandığa oy atan seçmenin asıl baktığı yer; bu siyasi türbülansın ülkenin genel dengelerine nasıl yansıyacağıdır. Bir ülkede demokrasinin sağlıklı işlemesi, denetim mekanizmalarının tıkır tıkır çalışması için siyasi istikrar kadar, güçlü ve kendi içinde bütünlüğünü koruyabilen bir muhalefet yapısı da elzemdir. Tüzük tartışmaları, hukuki içtihatlar ve parti içi hizipleşmeler, siyasetin doğal akışında var olan unsurlar olsa da, kurumsal yapıların yıpranması nihayetinde seçmen nezdindeki güven ortamını zedelemektedir.
Tarafsız bir gözle sahayı okuduğumuzda; bir yanda parti hukukunu, köklü gelenekleri ve kurumsal devamlılığı savunan bir damar varken; diğer yanda mahkeme kararlarının getirdiği tıkanıklığı yeni bir siyasi alan açarak aşmak isteyen ve Meclis’te yeni bir grup oluşturan bir irade duruyor. İki tarafın da kendine göre gerekçeleri, gerek hukuki gerekse siyasi argümanları mevcut. Fakat unutulmamalıdır ki, siyasi partiler sadece tüzüklerden ya da bina isimlerinden ibaret değildir; onları yaşatan, milyonlarca vatandaşın sandıkta teslim ettiği emanettir. Kalıcı bir siyasi istikrar ortamının sağlanması, siyasi aktörlerin şahsi veya kliksel çekişmelerden ziyade, milletin asıl gündemi olan ekonomi, adalet ve toplumsal huzur konularına odaklanmasıyla mümkündür.
Yüce Allah’ın adalet ve liyakat üzere kurulu nizamı gibi, toplumsal yapılar da ancak hakkaniyet ve aklıselim ile ayakta kalır. Bir siyasi hareket bölünürken ya da yeniden şekillenirken, geride kalan seçmenin duygusal bağlarını gözetmek, kırıp dökmeden, kutuplaşmayı tırmandırmadan hareket etmek her siyasetçinin boynunun borcudur. Siyasetin Meclis koridorlarındaki yeni aritmetiği önümüzdeki günlerde netleşecektir; ancak aslolan, bu sürecin Türk demokrasisine güç katması ve milletin iradesine leke sürülmemesidir.
Sözün özü; tabela değişiklikleri, yeni grup odaları ve değişen koltuk sayıları siyasetin teferruat kısmıdır. Asıl mesele, millete hizmet etme yarışında kimin ne kadar samimi ve yapıcı kalabildiğidir. Vatandaş Ömer olarak, siyasi yelpazedeki bu tarihi gelişmeyi hiç kimsenin etkisi altında kalmadan, sadece sokağın ve ülkenin ali menfaatlerini gözeterek takip etmeye devam edeceğiz.
Gelecek hafta sokağın yeni gündemlerinde, vicdanın ve aklıselimin sesinde buluşmak ümidiyle… Siyasetin yumuşadığı, akıl ve tarafsızlığın galip geldiği huzurlu bir hafta dilerim. Sağlıcakla kalın.

