Yayın Tarihi: 27/08/2026
ALTININ EKONOMİK DEĞERİ İLE SU, JEOTERMAL MİRAS VE DOĞAL SERMAYENİN GELECEĞİ ARASINDA BİLİMSEL BİR DENGE ARAYIŞI
Akademik Veriler, Resmî Belgeler ve Bilimsel İhtiyat İlkesi Işığında Bir Başmakale
Zakir Kaya
Araştırmacı Gazeteci | Yazar
ÖZ
Ağrı’nın Diyadin ilçesi Mollakara bölgesinde yürütülen altın madenciliği faaliyeti, yalnızca bir maden işletmesi meselesi değildir. Konu; ekonomik kalkınma, istihdam, kamu geliri ve yerli altın üretimi kadar su güvenliği, jeotermal kaynakların korunması, kırsal ekonomi, doğal sermaye ve gelecek kuşakların yaşam hakkı bakımından da değerlendirilmelidir.
Türk Altın İşletmeleri A.Ş., 16 Temmuz 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu açıklamasında Mollakara Altın Madeni Projesi’nde ilk altın dökümünün gerçekleştirildiğini ve ilk üretimde 7.474,2 gram altın elde edildiğini duyurmuştur. Aynı açıklamada 2026 yılı sonuna kadar yaklaşık 32.000 ons üretim hedefi ile 471.000 ons görünür ve muhtemel altın rezervi bilgisi paylaşılmıştır (Türk Altın İşletmeleri A.Ş., 2026).
Bununla birlikte Diyadin, yalnızca mineral kaynaklarıyla değil, jeotermal sistemi ve termal sularıyla da bilimsel ve ekonomik değere sahip bir bölgedir. Hakemli hidrojeokimyasal araştırmalar, Diyadin jeotermal alanının aktif fay ve çatlak sistemleriyle ilişkili olduğunu; termal sulardaki bazı elementlerin su-kaya etkileşimleri sonucunda yüksek konsantrasyonlara ulaşabildiğini ortaya koymaktadır (Pasvanoğlu, 2013).
Bu başmakalenin temel tezi şudur:
Altın madenciliği kategorik olarak ne mutlak bir ekonomik kurtuluş ne de önceden gerçekleşmiş bir çevre felaketi olarak tanımlanabilir.
Bilimsel ve kamusal sorumluluk, ekonomik faydayı küçümsemeden; su, toprak, jeotermal sistem ve ekolojik geleceğe yönelik riskleri ölçmek, denetlemek ve kamuoyuna şeffaf biçimde açıklamaktır.
Mollakara için doğru soru yalnızca:
“Ne kadar altın çıkarılacak?”
değildir.
Asıl soru şudur:
“Altın çıkarılırken Diyadin’in suyu, jeotermal mirası, toprağı ve uzun vadeli yaşam kapasitesi korunabilecek midir?”
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca şirketlerin beyanlarıyla veya çevresel kaygıların sloganlaştırılmasıyla değil; bağımsız bilimsel ölçümler, şeffaf veriler ve uzun dönemli izleme ile oluşturulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Diyadin, Mollakara, altın madenciliği, su güvenliği, jeotermal kaynaklar, Murat Nehri, siyanür, asit maden drenajı, arsenik, doğal sermaye, çevresel sürdürülebilirlik.
1. GİRİŞ: MESELE SADECE ALTIN DEĞİLDİR
Madenler, modern ekonomilerin ihtiyaç duyduğu temel hammaddeler arasındadır. Altın ise ekonomik değeri, uluslararası piyasalardaki işlevi ve stratejik niteliği nedeniyle madencilik sektörünün en önemli ürünlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Ancak bir coğrafyanın ekonomik değeri yalnızca yer altındaki cevher miktarıyla ölçülemez.
Bir altın rezervinin piyasa karşılığı hesaplanabilir.
Fakat şu değerlerin gerçek maliyetini hesaplamak çok daha zordur:
- temiz su,
- sağlıklı toprak,
- verimli mera,
- jeotermal kaynak,
- biyolojik çeşitlilik,
- kırsal üretim kapasitesi,
- doğal peyzaj,
- gelecek kuşakların yaşam hakkı.
Madencilik projelerinin değerlendirilmesinde bu nedenle yalnızca çıkarılabilir rezervin değeri değil, doğal sistemlerin uzun vadeli ekonomik ve toplumsal değeri de dikkate alınmalıdır.
Diyadin–Mollakara tartışmasının merkezi tam da buradadır.
Konuya yalnızca:
“Maden açılsın mı, açılmasın mı?”
ikilemiyle yaklaşmak yetersizdir.
Asıl soru şudur:
“Madencilik yapılırken doğal sermaye korunabilecek ve oluşabilecek riskler kabul edilebilir, ölçülebilir ve yönetilebilir sınırlar içerisinde tutulabilecek midir?”
Bilimsel yaklaşım, iki kolaycılığı da reddetmelidir.
Birincisi:
“Madencilik varsa mutlaka felaket vardır.”
İkincisi:
“Ekonomik getirisi varsa çevresel risk ikinci plandadır.”
Gerçek bilim, bu iki sloganın arasında değil; verinin bulunduğu yerde durur.
2. MOLLAKARA ARTIK TEORİK BİR PROJE DEĞİLDİR
Mollakara Altın Madeni Projesi, Diyadin ilçesinde yürütülen önemli madencilik yatırımlarından biridir.
Proje hakkında uzun yıllara yayılan arama, fizibilite, izin ve yatırım süreçleri yaşanmıştır.
Bugün gelinen nokta ise yeni bir dönemi ifade etmektedir.
Türk Altın İşletmeleri A.Ş.’nin 16 Temmuz 2026 tarihli KAP açıklamasına göre Mollakara Projesi’nde ilk altın dökümü gerçekleştirilmiştir. Açıklamada ilk üretim sonucunda 7.474,2 gram altın elde edildiği belirtilmiştir.
Şirket ayrıca:
- 2026 yılı sonuna kadar yaklaşık 32.000 ons altın üretimi hedeflediğini,
- görünür ve muhtemel altın rezervinin 471.000 ons seviyesinde olduğunu
açıklamıştır (Türk Altın İşletmeleri A.Ş., 2026).
Dolayısıyla Mollakara artık yalnızca geleceğe ilişkin bir yatırım tartışması değildir.
Fiilen üretim aşamasına geçmiş bir madencilik faaliyetidir.
Bu durumun anlamı açıktır:
Tartışmanın bundan sonraki aşaması yalnızca “proje yapılmalı mıydı?” sorusu olmamalıdır.
Bundan sonra asıl mesele:
“Faaliyet hangi çevresel göstergeler altında, hangi bağımsız denetim mekanizmalarıyla ve hangi şeffaflık düzeyinde yürütülmektedir?”
olmalıdır.
3. EKONOMİK FAYDAYI YOK SAYMAK BİLİMSEL TARAFSIZLIK DEĞİLDİR
Madenciliğin ekonomik katkılarını görmezden gelmek, çevreyi savunmak anlamına gelmez.
Mollakara Projesi’nin potansiyel ekonomik etkileri arasında:
- doğrudan istihdam,
- dolaylı istihdam,
- taşeron hizmetleri,
- ulaşım ve lojistik,
- bölgesel ticaret,
- teknik hizmetler,
- kamu gelirleri,
- Türkiye’nin yerli altın üretimine katkı
bulunmaktadır.
Bu katkılar gerçektir ve değerlendirilmelidir.
Ancak ekonomik hesap yapılırken çok önemli bir ayrım unutulmamalıdır:
Rezervin piyasa değeri ile toplumun net ekonomik kazancı aynı şey değildir.
Şirketin 16 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında, 471.000 ons rezervin açıklama tarihindeki ons fiyatı üzerinden yaklaşık 1,884 milyar ABD doları hasılat oluşturabileceği ifade edilmiştir (Türk Altın İşletmeleri A.Ş., 2026).
Fakat bu rakam:
net kâr değildir.
Aynı şekilde:
Ağrı’nın doğrudan elde edeceği gelir de değildir.
Net ekonomik etkinin hesaplanabilmesi için:
- yatırım maliyetleri,
- üretim maliyetleri,
- işçilik,
- enerji,
- vergiler,
- devlet hakkı,
- finansman,
- rehabilitasyon,
- maden kapatma maliyetleri,
- uzun dönemli çevresel izleme yükümlülükleri
birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle kamuoyunda:
Rezerv değeri = halkın kazancı
şeklinde basit bir denklem kurulamaz.
4. DİYADİN’İN İKİ ZENGİNLİĞİ: ALTIN VE JEOTERMAL MİRAS
Diyadin’in ekonomik geleceği yalnızca altına bağlı değildir.
Bölge aynı zamanda Türkiye’nin dikkat çeken jeotermal alanlarından biridir.
Pasvanoğlu tarafından Applied Geochemistry dergisinde yayımlanan araştırma, Diyadin jeotermal sisteminin aktif jeodinamik ortam, faylar ve çatlaklarla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır (Pasvanoğlu, 2013).
Araştırmaya göre Diyadin’deki termal ve mineralli sular:
- fay ve çatlak sistemleriyle ilişkilidir,
- derin dolaşımlı meteorik kökene sahiptir,
- yüzeye çıkış süreçlerinde çeşitli su-kaya etkileşimlerinden etkilenmektedir.
Çalışmada Diyadin termal sularında bazı elementlerin yüksek konsantrasyonlara ulaşmasının su-kaya etkileşimleriyle ilişkili olduğu belirtilmektedir (Pasvanoğlu, 2013).
Bu bilimsel gerçek son derece önemlidir.
Çünkü Diyadin’in yeraltı sistemi sıradan ve tek boyutlu bir hidrojeolojik yapı değildir.
Bu nedenle Mollakara’da yapılacak her ciddi çevresel değerlendirme:
maden + yeraltı suyu + jeotermal sistem
ilişkisini birlikte ele almak zorundadır.
5. ALTININ DEĞERİ İLE SUYUN DEĞERİ AYNI EKONOMİK TABLODA YER ALMALIDIR
Bir şirket altının piyasa değerini hesaplayabilir.
Devlet, vergi gelirini hesaplayabilir.
Ekonomistler, istihdam rakamlarını hesaplayabilir.
Fakat şu sorular da aynı ciddiyetle sorulmalıdır:
Diyadin’in jeotermal potansiyelinin uzun vadeli ekonomik değeri nedir?
Kaplıca turizminin gelecekteki gelir kapasitesi nedir?
Jeotermal enerjinin bölgesel kullanım değeri nedir?
Temiz suyun kaybedilmesi durumunda yerine konulmasının maliyeti nedir?
Maden kapandıktan sonra çevresel rehabilitasyonun maliyetini kim üstlenecektir?
İşte gerçek ekonomik analiz burada başlar.
Çünkü doğal sermaye ekonomik hesapların dışında bırakıldığında, kısa vadeli kâr uzun vadeli maliyetleri görünmez hale getirebilir.
Bu nedenle Diyadin için ekonomik değerlendirme yalnızca:
“Kaç ons altın var?”
sorusuna dayanmamalıdır.
Aynı zamanda:
“Altın bittikten sonra Diyadin’de ne kalacak?”
sorusu da sorulmalıdır.
6. ASIL MESELE: MADENCİLİK VE SU İLİŞKİSİ
Maden işletmelerinde çevresel tartışmanın merkezinde çoğu zaman su bulunmaktadır.
Çünkü su, bir bölgedeki:
- insan yaşamı,
- hayvancılık,
- tarım,
- ekosistem,
- jeotermal sistem
ile doğrudan ilişkilidir.
Mollakara açısından da hidrojeolojik değerlendirme kritik önem taşımaktadır.
Burada bilimsel olarak iki yanlış cümleden kaçınılmalıdır.
Birincisi:
“Maden kesinlikle Murat Nehri’ni kirletecektir.”
Bu hükmün kurulabilmesi için gerçekleşmiş bir kirlilik olayına ilişkin yeterli ve doğrulanabilir ölçüm verisi gerekir.
İkinci yanlış ise şudur:
“Maden faaliyetinin su sistemine hiçbir riski yoktur.”
Madencilik faaliyetlerinde suyla ilgili risklerin bulunmadığını peşinen kabul etmek de bilimsel değildir.
Doğru yaklaşım şudur:
Risk vardır veya yoktur diye slogan üretmek yerine risk ölçülmelidir.
Bu nedenle:
- yüzey suyu,
- yeraltı suyu,
- termal su,
- maden drenajı
düzenli olarak izlenmelidir.
7. SİYANÜR: NE FELAKET SÖYLEMİNE NE DE MASUMİYET SÖYLEMİNE SIĞAR
Altın madenciliği tartışmalarında en çok konuşulan maddelerden biri siyanürdür.
Burada iki uç yaklaşım vardır.
Birinci yaklaşım:
“Siyanür varsa mutlaka çevre felaketi yaşanacaktır.”
İkinci yaklaşım:
“Siyanür mühendislik sistemleriyle kullanıldığı için hiçbir risk oluşturmaz.”
Her iki yaklaşım da bilimsel değerlendirme yerine peşin hüküm içerir.
Siyanür yüksek toksisiteye sahip bir kimyasaldır.
Bu nedenle altın madenciliğinde:
- depolama,
- taşıma,
- kullanım,
- sızdırmazlık,
- proses kontrolü,
- detoksifikasyon,
- acil durum yönetimi,
- kapanış sonrası süreçler
büyük önem taşımaktadır.
Uluslararası madencilik uygulamalarında siyanür yönetimi için çeşitli risk yönetim standartları ve uygulama çerçeveleri bulunmaktadır.
Ancak bir standardın veya prosedürün varlığı, riskin sıfır olduğu anlamına gelmez.
Risk yönetiminin gerçek değeri:
sistemin nasıl uygulandığı ve nasıl denetlendiğiyle belirlenir.
Bu nedenle Mollakara için doğru soru:
“Siyanür var mı?”
sorusuyla sınırlı değildir.
Doğru soru şudur:
“Siyanür ve diğer kimyasallar hangi mühendislik bariyerleriyle, hangi denetim sistemiyle ve hangi şeffaflık düzeyiyle yönetilmektedir?”
8. ASİT MADEN DRENAJI: MADENİN GÖRÜNMEYEN UZUN VADESİ
Madencilik tartışmalarında kamuoyu çoğu zaman yalnızca siyanüre odaklanmaktadır.
Oysa madencilik hidrolojisi bakımından uzun dönemli değerlendirilmesi gereken başka bir konu vardır:
Asit Maden Drenajı
Sülfürlü minerallerin hava ve suyla temas etmesi sonucunda oluşabilecek oksidasyon süreçleri, bazı koşullarda asidik drenaj ve metal mobilizasyonu sorunlarına yol açabilmektedir.
Madencilik literatürü, maden suyu kirliliğinin bazı durumlarda işletme faaliyetinin sona ermesinden sonra da devam edebileceğini göstermektedir (Younger, Banwart & Hedin, 2002).
Bu nedenle çevresel değerlendirme yalnızca şu soruyla sınırlı kalmamalıdır:
“Maden bugün çevre standartlarına uyuyor mu?”
Daha önemli soru şudur:
“Maden kapandıktan sonra çevresel sistem nasıl davranacaktır?”
10 yıl sonra?
20 yıl sonra?
50 yıl sonra?
Madenciliğin gerçek maliyeti bazen üretim döneminde değil, üretim sona erdikten sonra ortaya çıkabilir.
Bu nedenle modern madencilik yaklaşımı:
arama → üretim → satış
zinciriyle sınırlı değildir.
Doğru yaklaşım:
arama → üretim → kapatma → rehabilitasyon → uzun dönemli izleme
zinciridir.
9. ARSENİK KONUSUNDA BİLİMSEL DÜRÜSTLÜK ŞARTTIR
Diyadin’de arsenik konusu tartışılırken son derece önemli bir bilimsel ayrım yapılmalıdır.
Hakemli hidrojeokimyasal araştırmalar, Diyadin’deki termal ve mineralli sularda bazı elementlerin doğal jeolojik ve hidrojeokimyasal süreçlerle ilişkili olabileceğini göstermektedir (Pasvanoğlu, 2013).
Bu nedenle:
“Bölgede arsenik bulundu; demek ki bunun tamamı madenden kaynaklanıyor.”
şeklindeki bir iddia bilimsel olarak kanıt gerektirir.
Fakat bunun tersi de otomatik olarak doğru değildir.
Yani:
“Arsenik doğal kökenli olabilir; o halde madencilik açısından hiçbir izleme gerekmiyor.”
demek de doğru değildir.
Doğal olarak hassas ve karmaşık bir hidrojeokimyasal sistemde yeni bir büyük ölçekli endüstriyel faaliyetin etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle en doğru yöntem:
BAŞLANGIÇ DEĞERLERİNİN BELİRLENMESİDİR
Başka bir ifadeyle:
Madencilik faaliyeti öncesindeki veya faaliyetten etkilenmediği belirlenen referans alanlardaki:
- arsenik,
- ağır metaller,
- pH,
- elektriksel iletkenlik,
- sülfat,
- sıcaklık,
- debi
değerleri belirlenmeli ve sonraki ölçümler bu bilimsel arka planla karşılaştırılmalıdır.
10. DİYADİN’İN JEOTERMAL SİSTEMİ STRATEJİK BİR DOĞAL SERMAYEDİR
Diyadin jeotermal sistemi yalnızca jeolojik bir oluşum değildir.
Doğru yönetildiğinde:
- sağlık turizmi,
- termal turizm,
- sera uygulamaları,
- bölgesel ısıtma,
- enerji verimliliği
bakımından ekonomik değer üretebilecek bir doğal sermayedir.
Pasvanoğlu’nun 2013 tarihli çalışması, Diyadin çevresinde termal kaynakların ve jeotermal kuyuların bulunduğunu; sistemin fay ve çatlaklar boyunca gelişen karmaşık hidrojeolojik süreçlerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Aynı bilimsel çalışma, Mollakara çevresinde de termal su varlığına ilişkin veriler sunmaktadır (Pasvanoğlu, 2013).
Buradan şu kesin sonucu çıkarmak doğru değildir:
“Maden faaliyetleri jeotermal sistemi kesin olarak bozacaktır.”
Çünkü böyle bir hüküm için doğrudan hidrojeolojik modelleme ve uzun dönemli saha verisi gerekir.
Fakat şu sonucu çıkarmak bilimsel olarak mümkündür:
Mollakara çevresindeki madencilik faaliyetleri ile jeotermal sistem arasındaki olası hidrojeolojik ilişkilerin ayrıntılı olarak araştırılması gerekmektedir.
Bu, bir suçlama değil;
bilimsel ihtiyat ilkesinin gereğidir.
11. “KAPLICA MI, ALTIN MI?” SORUSU YANLIŞ KURULMUŞ BİR SORUDUR
Diyadin halkına:
“Altın mı istiyorsunuz, kaplıca mı?”
diye sormak, meseleyi gereksiz biçimde ikiye bölmektir.
Bilimsel hedef ideal olarak şudur:
“Madencilik yapılırken jeotermal kaynaklar korunabilir mi?”
Eğer bilimsel modelleme ve sürekli denetim, iki faaliyetin güvenli sınırlar içerisinde birlikte yürütülebileceğini gösteriyorsa, mutlak bir tercih yapmak gerekmeyebilir.
Ancak bilimsel veriler kabul edilemez bir risk ortaya koyarsa ekonomik planlamanın yeniden değerlendirilmesi gerekir.
İşte bu nedenle:
ekonomi ile çevre birbirinin düşmanı değildir.
Kötü planlanmış ekonomi çevreyi yok edebilir.
Kötü çevre yönetimi ise ekonominin geleceğini yok edebilir.
12. TOPRAK, MERA VE PEYZAJ: MADENCİLİĞİN GÖRÜNÜR ETKİLERİ
Açık ocak madenciliğinin fiziksel etkileri göz ardı edilemez.
Başlıca etkiler arasında:
- toprak örtüsünün kaldırılması,
- arazi biçiminin değişmesi,
- bitki örtüsünün etkilenmesi,
- pasa alanlarının oluşması,
- yol ve altyapı faaliyetleri,
- toz,
- gürültü,
- titreşim,
- habitat parçalanması
yer almaktadır.
Bu etkilerin her biri aynı ölçüde ve aynı süreklilikte olmayabilir.
Bazıları rehabilitasyonla azaltılabilir.
Ancak her doğal sistem aynı kolaylıkla eski haline getirilemez.
Özellikle:
- yeraltı suyu akış yolları,
- hassas jeotermal sistemler,
- doğal kaynakların kimyasal dengesi
üzerindeki etkiler daha karmaşık olabilir.
Bu nedenle rehabilitasyon yalnızca:
“Ağaç dikmek”
olarak anlaşılmamalıdır.
Gerçek rehabilitasyon:
- toprak,
- su,
- jeoloji,
- ekosistem,
- peyzaj
bütününü kapsamalıdır.
13. EN BÜYÜK YANILGI: MADEN KAPANINCA HİKÂYE BİTER
Bir maden işletmesinin ekonomik ömrü sona erebilir.
Fakat çevresel sorumluluk aynı gün sona ermez.
Maden sonrası dönemde:
- açık ocak,
- pasa,
- drenaj,
- yeraltı suyu,
- yüzey suyu,
- metal mobilizasyonu
gibi süreçler izlenmeye devam edebilir.
Madencilik tarihi bize önemli bir ders vermektedir:
Bir tesisin kapısı kapanabilir; fakat çevresel etkiler otomatik olarak kapanmaz.
Bu nedenle Mollakara için bugünden kamuoyuna açık biçimde değerlendirilmesi gereken konular şunlardır:
- Kapatma planı nedir?
- Rehabilitasyon planı nedir?
- Uzun dönemli izleme ne kadar sürecektir?
- Beklenmeyen çevresel etkiler ortaya çıkarsa mali sorumluluk kimdedir?
- Kamuoyuna hangi veriler açıklanacaktır?
Bunlar gelecekte sorulacak sorular değildir.
Bugün sorulması gereken sorulardır.
14. BAĞIMSIZ ÇEVRESEL İZLEME NEDEN ZORUNLUDUR?
Bir çevresel sistemin güvenli olduğunu söylemenin en güçlü yolu:
ölçümdür.
Ölçümün güvenilir olduğunu göstermenin en güçlü yolu ise:
bağımsız denetimdir.
Bu nedenle Mollakara için üçlü bir izleme modeli kurulmalıdır:
1. İşletmeci
İşletme kendi çevresel yükümlülükleri kapsamında düzenli ölçüm yapmalıdır.
2. Kamu Kurumları
İlgili kamu kurumları düzenleyici ve denetleyici görevlerini etkin biçimde yerine getirmelidir.
3. Bağımsız Akademik ve Akredite Laboratuvarlar
Üniversiteler ve yetkin bağımsız laboratuvarlar sürece dahil edilmelidir.
Bu üçlü yapı:
işletmeci + kamu + bağımsız bilim
şeklinde kurulmalıdır.
Çünkü çevresel güvenin temelinde yalnızca iyi niyet değil;
doğrulanabilir veri bulunmalıdır.
15. ÖNERİLEN SU VE JEOTERMAL İZLEME AĞI
Diyadin için kurulabilecek bilimsel izleme sistemi dört ana bölgeden oluşmalıdır:
A. Maden Sahası
Faaliyet alanındaki su ve drenaj noktaları.
B. Etki Alanı
Maden sahasının çevresindeki yeraltı ve yüzey suyu noktaları.
C. Jeotermal Kaynaklar
Termal kaynaklar ve ilgili kuyular.
D. Havza İzleme Noktaları
Murat Nehri ve ilgili su sistemi üzerinde uygun memba ve mansap noktaları.
Düzenli olarak ölçülmesi gereken temel parametreler şunlardır:
- pH,
- elektriksel iletkenlik,
- toplam çözünmüş madde,
- sıcaklık,
- debi,
- su seviyesi,
- toplam ve uygun yöntemlerle serbest siyanür,
- arsenik,
- kurşun,
- kadmiyum,
- cıva,
- bakır,
- çinko,
- demir,
- mangan,
- sülfat.
Jeotermal sistemde ayrıca:
- sıcaklık,
- debi,
- basınç,
- kimyasal bileşim,
- uygun hidrojeokimyasal ve izotopik göstergeler
uzun dönemli olarak izlenmelidir.
16. ŞEFFAFLIK: EN GÜÇLÜ ÇEVRE GÜVENCESİ
Çevresel tartışmaların büyük bölümü bilgi eksikliğinden doğar.
Bilgi eksikliği:
- söylentiyi büyütür,
- güvensizliği artırır,
- tarafları birbirinden uzaklaştırır.
Bunun çözümü:
şeffaf veridir.
Mollakara için ölçüm sonuçlarının düzenli biçimde kamuoyuyla paylaşılması büyük önem taşımaktadır.
İdeal sistem şunları içermelidir:
- düzenli su analizleri,
- bağımsız laboratuvar sonuçları,
- izleme noktalarının açık tanımı,
- yıllara göre karşılaştırmalı veriler,
- olağan dışı sonuçların kamuoyuna bildirilmesi.
Şeffaflık şirketi zayıflatmaz.
Şeffaflık güveni güçlendirir.
Aynı şekilde kamu kurumlarının denetim sonuçlarının erişilebilir olması da toplumsal güven bakımından önemlidir.
17. ÇEVRESEL ADALET MESELESİ
Madencilik faaliyetlerinde yalnızca teknik riskler değil, ekonomik faydanın nasıl dağıtıldığı da önemlidir.
Şu soru sorulmalıdır:
“Ekonomik faydayı kim elde ediyor, olası çevresel maliyeti kim taşıyor?”
Eğer ekonomik faydanın büyük bölümü yerel bölgenin dışına çıkıyor; buna karşılık çevresel risk:
- yerel halkın,
- çiftçinin,
- hayvancının,
- termal turizm işletmesinin,
- gelecek kuşakların
üzerinde kalıyorsa çevresel adalet tartışması ortaya çıkar.
Bu nedenle Diyadin halkı:
yalnızca sonuçları yaşayan değil,
izleme ve bilgiye erişim süreçlerinin parçası olan bir topluluk olmalıdır.
Yerel halkın çevresel veri talep etmesi:
madencilik karşıtlığı değildir.
Şirketlerin şeffaflık sağlaması:
zayıflık değildir.
Bilim insanlarının risk araştırması:
yatırıma düşmanlık değildir.
Bunların tamamı:
demokratik ve sürdürülebilir çevre yönetiminin gereğidir.
18. BUGÜN NEYİ KESİN OLARAK BİLİYORUZ?
Bugünkü mevcut veriler çerçevesinde bazı olgular açık biçimde ayrılabilir.
KESİN OLARAK BİLİNENLER
- Mollakara’da bir altın madenciliği projesi bulunmaktadır.
- Proje 2026 yılında üretim aşamasına geçmiştir.
- Türk Altın İşletmeleri A.Ş. 16 Temmuz 2026 tarihinde ilk altın dökümünü açıklamıştır.
- Şirket açıklamasında ilk üretimde 7.474,2 gram altın elde edildiği belirtilmiştir.
- Diyadin önemli jeotermal ve hidrojeolojik özelliklere sahip bir bölgedir.
- Bilimsel çalışmalar, Diyadin jeotermal sisteminin fay ve çatlaklarla ilişkili karmaşık bir yapı olduğunu göstermektedir.
- Diyadin’deki termal sularda bazı elementlerin doğal hidrojeokimyasal süreçlerle ilişkili yüksek konsantrasyonlara ulaşabildiği bilimsel çalışmalarda belirtilmiştir.
19. HANGİ KONULARIN DAHA FAZLA ARAŞTIRILMASI GEREKİYOR?
Bilimsel olarak daha ayrıntılı ve sürekli araştırılması gereken başlıklar şunlardır:
- maden faaliyetleri ile yeraltı suyu arasındaki ilişki,
- jeotermal sistem ile madencilik faaliyetlerinin olası etkileşimi,
- uzun dönemli su kalitesi,
- asit maden drenajı potansiyeli,
- ağır metal mobilizasyonu,
- kimyasal yönetimin etkinliği,
- maden sonrası çevresel davranış,
- kaplıca ve termal kaynakların sıcaklık ve debi değişimleri,
- Murat Nehri havzası üzerindeki olası etkiler.
Bu başlıkların araştırılması:
madenin kesin olarak zarar verdiği anlamına gelmez.
Ancak araştırılmaması:
risk olmadığı anlamına da gelmez.
Bilim tam olarak bu ayrımda başlar.
20. BUGÜN KANITLANMIŞ GERÇEK GİBİ SUNULMAMASI GEREKEN İDDİALAR
Bilimsel ölçüm olmadan şu hükümler kesin gerçek gibi sunulmamalıdır:
- “Maden kesin olarak Murat Nehri’ni kirletecektir.”
- “Maden kesin olarak kaplıcaları yok edecektir.”
- “Madencilik hiçbir koşulda çevresel zarar oluşturmaz.”
- “Jeotermal sistemin etkilenmesi imkânsızdır.”
Bu dört hüküm de:
ölçüm, veri ve modelleme olmadan kesin bilimsel sonuç değildir.
Bilimsel sorumluluk, korkuyu da rahatlatıcı propagandayı da veriye teslim etmektir.
21. SONUÇ: DİYADİN’İN ALTINI VAR; FAKAT ALTINDAN ÖNCE HAYAT VAR
Diyadin–Mollakara meselesine yalnızca ideolojik bir madencilik karşıtlığıyla yaklaşmak eksiktir.
Aynı şekilde ekonomik kalkınma adına çevresel riskleri küçümsemek de eksiktir.
Altın:
çıkarılabilir.
İşlenebilir.
Satılabilir.
Ve bir gün tükenebilir.
Fakat:
su,
toprak,
mera,
jeotermal kaynak,
sağlıklı ekosistem
doğru yönetildiği takdirde kuşaklar boyunca yaşam ve ekonomik değer üretmeye devam eder.
İşte Diyadin’in gerçek hesabı burada yapılmalıdır.
Mesele:
“Madencilik olsun mu?”
ya da
“Madencilik ne pahasına olursa olsun sürsün mü?”
değildir.
Doğru ilke şudur:
Madencilik yapılacaksa; Diyadin’in suyu, jeotermal mirası, toprağı, meraları ve insan yaşamı ekonomik kazanç uğruna feda edilmeyecektir.
Mollakara Projesi’nin gerçek başarısı yalnızca kaç kilogram altın ürettiğiyle ölçülmemelidir.
Gerçek başarı:
- suyu koruyabiliyorsa,
- jeotermal sistemi güvenli tutabiliyorsa,
- çevresel verileri şeffaf biçimde paylaşabiliyorsa,
- maden sonrası döneme gerçekçi bir rehabilitasyon planı bırakabiliyorsa,
- ekonomik faydayı yerel topluma anlamlı biçimde yansıtabiliyorsa
ortaya çıkacaktır.
Diyadin için artık yeni bir döneme ihtiyaç vardır.
Bu dönem:
yalnızca altın üretimi dönemi değil;
ALTIN ÜRETİMİNİN BİLİMSEL OLARAK İZLENMESİ VE DENETLENMESİ DÖNEMİ OLMALIDIR.
Ağrı’nın toprağı yalnızca altında bulunan altın nedeniyle değerli değildir.
Bu coğrafyanın gerçek serveti:
altını,
suyu,
toprağı,
merası,
jeotermal kaynakları
ve en önemlisi,
gelecek kuşaklara bırakabileceği yaşam alanıdır.
Bilimsel ve vicdani bakımdan doğru olan, bu değerlerden birini diğerine feda etmek değildir.
Doğru olan:
mümkün olan en yüksek ekonomik faydayı, mümkün olan en düşük, ölçülebilir ve denetlenebilir çevresel riskle elde etmektir.
Diyadin’in geleceği için temel ilke budur:
ALTIN ÇIKARILABİLİR; SU KAYBEDİLMEMELİDİR.
KAYNAKÇA
Pasvanoğlu, S. (2013). Hydrogeochemistry of thermal and mineralized waters in the Diyadin (Ağrı) area, Eastern Turkey. Applied Geochemistry, 38, 70–81. https://doi.org/10.1016/j.apgeochem.2013.08.010.
Türk Altın İşletmeleri A.Ş. (2026). Ağrı İli Diyadin İlçesi Mollakara Altın Madeni Projesinde İlk Altın Dökümü. Kamuyu Aydınlatma Platformu, Özel Durum Açıklaması, 16 Temmuz 2026.
Younger, P. L., Banwart, S. A., & Hedin, R. S. (2002). Mine Water: Hydrology, Pollution, Remediation. Kluwer Academic Publishers. https://doi.org/10.1007/978-94-010-0610-1.
Eisler, R., & Wiemeyer, S. N. (2004). Cyanide hazards to plants and animals from gold mining and related water issues. Reviews of Environmental Contamination and Toxicology, 183, 21–54.
European Commission. Mining waste and environmental management framework; extractive waste management principles and long-term environmental risk considerations.
YAZAR NOTU
Bu başmakalede üç ayrı alan özellikle birbirinden ayrılmıştır:
1. Doğrulanmış olgular: Resmî açıklamalar ve bilimsel yayınlarla desteklenen bilgiler.
2. Bilimsel olarak araştırılması gereken riskler: Henüz gerçekleşmiş zarar olarak kanıtlanmamış, ancak hidrojeolojik ve çevresel açıdan izlenmesi gereken konular.
3. Kanıtlanmamış kesin hükümler: Ölçüm ve modelleme olmadan gerçekmiş gibi sunulmaması gereken iddialar.
Bu yaklaşımın amacı madenciliği peşinen mahkûm etmek veya peşinen aklamak değildir.
Amaç:
Diyadin’in ekonomik geleceğini savunurken doğal geleceğini de koruyacak bilimsel ve vicdani dengeyi kurmaktır.
Qualit Mühendislik
Çevre, İş Sağlığı ve Danışmanlık Hizmetleri
Siteyi Ziyaret Et →
