Vahiyden Metne Metinden Polemiğe kitap kapağı ve KHA akademik araştırma analizi görseli - Zakir Kaya

VAHİYDEN METNE, METİNDEN POLEMİĞE

Yayın Tarihi: 28/08/2026

Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ın Oluşumu, Aktarımı ve Metinsel Sürekliliği Üzerine
Karşılaştırmalı Bir İnceleme
Antichrist–Deccal Kavramı ve Orta Çağ Hristiyan Polemiklerinde Hz.
Muhammed Algısı Bağlamında Tarihsel-Eleştirel Bir Değerlendirme
Zakir Kaya
Araştırmacı Gazeteci | Yazar-
ÖZ
Bu çalışma, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam geleneklerinde ilahî vahiy ile kutsal metin arasındaki
ilişkinin tarihsel oluşum, sözlü aktarım, yazılı kayıt, derleme, kanonlaşma ve metinsel
standardizasyon süreçleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçlamaktadır.
Çalışmanın temel sorusu, “vahiy” olarak kabul edilen bir mesajın tarihsel olarak hangi
mekanizmalar aracılığıyla toplulukların ortak hafızasına, yazılı metinlere ve nihayet kanonik
yapılara dönüştüğüdür.
KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 1
Araştırmada Tevrat, Zebur/Mezmurlar, Yeni Ahit ve Kur’an birbirinden farklı tarihsel koşullar
içerisinde ele alınmakta; bunların oluşum süreçlerinin tek bir modelle açıklanamayacağı
savunulmaktadır. Tevrat’ın Musa’ya atfedilmesi ile Pentateuch’un tarihsel oluşumu arasındaki
fark; Mezmurların Davud’la ilişkisi ile Psalter’in kolektif ve redaksiyonel yapısı; İncillerin İsa’nın
yaşamından sonraki yazılı gelenekler içerisinde ortaya çıkışı; Kur’an’ın ise hem sözlü hem yazılı
aktarımının erken dönemden itibaren birlikte yürütülmesi karşılaştırılmaktadır.
Çalışmanın ikinci önemli boyutu Antichrist/Deccal kavramıdır. Yeni Ahit’te “antichrist” teriminin
sınırlı sayıdaki kullanımına karşılık, sonraki Hristiyan teolojisi bu kavramı Vahiy kitabındaki
Canavar, Pavlus’un “kanunsuz adamı” ve diğer eskatolojik figürlerle ilişkilendirerek
genişletmiştir. İslam’da ise Deccal kavramı Kur’an’da açıkça yer almamakta, esas ayrıntılı
biçimini hadis literatüründe bulmaktadır. Böylece iki gelenekteki kavramların aynı kelime veya
aynı tarihsel model üzerinden açıklanamayacağı ortaya konmaktadır.
Çalışmanın üçüncü boyutu, bazı Orta Çağ Hristiyan polemiklerinde Hz. Muhammed ve İslam’ın
Antichrist, sahte peygamber veya eskatolojik kötülük kategorileriyle ilişkilendirilmesidir. Ancak
bu söylem, Hristiyanlığın tamamına ait bir öğreti olarak değil, belirli tarihsel dönemlerde ve
belirli polemik çevrelerinde ortaya çıkan bir söylem olarak değerlendirilmektedir. Böylece
çalışma, dinler arası çatışmayı yeniden üretmek yerine, farklı dini toplulukların birbirlerini tarih
boyunca hangi teolojik ve siyasal kategorilerle tanımladığını incelemektedir.
Sonuç olarak çalışma, “vahiy”, “metin”, “gelenek” ve “tarihsel kanıt” kavramlarının birbirinden
ayrılmasını önermektedir. İnanç geleneğinin hakikat iddiası ile tarihsel-eleştirel yöntemin kanıt
standardı aynı epistemolojik düzlemde değildir. Bu ayrım korunmaksızın yapılacak
karşılaştırmalar, ya teolojik dogmatizme ya da indirgemeci bir şüpheciliğe dönüşme riski
taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Vahiy, kutsal metin, Tevrat, Zebur, Mezmurlar, İncil, Yeni Ahit, Kur’an, hadis,
metin tenkidi, kanonlaşma, Antichrist, Deccal, Hz. Muhammed, dinler tarihi, sözlü gelenek.–

  1. GİRİŞ: VAHİY İLE METİN AYNI ŞEY MİDİR?
    Dinler tarihi bakımından en zor sorulardan biri, bir topluluğun “Tanrı’dan geldiğine” inandığı
    mesaj ile tarih içerisinde elimizde bulunan yazılı metin arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır.
    Bir vahyin ilahî kaynaklı olduğuna inanmak öncelikle teolojik bir iddiadır. Buna karşılık o vahyin
    ne zaman yazıya geçirildiği, kimler tarafından aktarıldığı, hangi nüshaların günümüze ulaştığı,
    farklı yazmalar arasında ne tür varyantların bulunduğu ve metnin hangi aşamalardan geçerek
    standartlaştığı tarihsel ve filolojik sorulardır.
    Bu iki alan birbirinden ayrılmadığında ciddi bir metodolojik sorun ortaya çıkar.
    Bir inanan açısından “Bu kitap Allah’ın vahyidir” önermesi iman alanında anlamlı ve merkezi
    olabilir. Tarihçinin sorusu ise farklıdır:
    Bu metnin tarihsel oluşumunu hangi kaynaklardan biliyoruz?
    Bu nedenle kutsal metinlerin karşılaştırmalı incelenmesinde üç ayrı düzlemin birbirinden
    ayrılması gerekir:
  2. Teolojik iddia: Metin veya mesaj ilahî midir?
  3. Tarihsel iddia: Metin ne zaman ve hangi süreçte oluşmuştur?
  4. Metinsel iddia: Günümüzdeki metin, erken dönem metinleriyle ne ölçüde süreklilik
    göstermektedir?
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 2
    Bu çalışma, üçüncü soruyu merkeze alırken birinci soruyu reddetmemekte; fakat tarihsel
    yöntemin sınırları içerisinde ikinci ve üçüncü soruların ayrıca incelenmesi gerektiğini
    savunmaktadır.–
  5. ANTİK DÜNYADA SÖZLÜ KÜLTÜR VE YAZI
    Modern insanın kutsal metinlerin oluşumuna ilişkin sezgisi çoğu zaman çağdaş kitap üretim
    sisteminden etkilenmektedir. Bugün bir metnin ortaya çıkması ile yayımlanması arasında çok
    kısa bir süre bulunabilir. Oysa antik dünyada bilgi üretimi ve aktarımı farklı bir kültürel zemine
    sahipti.
    Sözlü hafıza yalnızca “yazının bulunmadığı” toplumların mecburiyeti değildi. Yazının mevcut
    olduğu toplumlarda da şiir, hukuk, tarih, soy bilgisi, dinî öğreti ve ritüel bilgi sözlü olarak
    aktarılabiliyordu.
    Dolayısıyla “neden hemen yazılmadı?” sorusu, tek başına metnin güvenilirliğini çürüten bir soru
    değildir.
    Asıl araştırılması gereken şudur:
    Sözlü aktarım ile yazılı aktarım hangi koşullarda birlikte kullanıldı ve metnin standart biçimi ne
    zaman ortaya çıktı?
    Bu soru Tevrat, Mezmurlar, Yeni Ahit ve Kur’an açısından aynı cevabı vermemektedir.–
  6. TEVRAT: MUSA’NIN VAHYİ İLE
    PENTATEUCH’UN TARİHSEL OLUŞUMU
    Yahudi geleneğinde Tevrat’ın Musa ile ilişkisi temel bir inanç ve gelenek unsurudur. Ancak
    modern tarihsel-eleştirel araştırmada “Musa Tevrat’ın tamamını yazdı mı?” sorusu uzun süredir
    tartışılmaktadır.
    Pentateuch’un, yani Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye’nin tek bir tarihsel anda tek bir
    yazar tarafından oluşturulmuş olduğu görüşü modern akademik araştırmada ciddi biçimde
    sorgulanmıştır. Oxford Academic’te yayımlanan bir çalışmada, Musa’nın Pentateuch’un
    tamamının yazarı olduğu yönündeki geleneksel görüşün özellikle modern dönemde sistematik
    biçimde eleştirildiği ve 19. yüzyılın sonlarında akademik konsensüsün Musa’nın tüm
    Pentateuch’un yazarı olmadığı yönünde değiştiği belirtilmektedir.
    Daha da önemlisi, Pentateuch’un kendisi içinde Musa’nın bazı şeyleri yazdığına dair ifadeler
    bulunmasına rağmen, bütün beş kitabın Musa tarafından yazıldığına ilişkin doğrudan ve basit bir
    öz-yazarlık beyanı bulunmamaktadır. Modern araştırmada Pentateuch’un oluşumu uzun süreli
    edebî, sözlü ve redaksiyonel süreçlerle açıklanmaktadır.
    Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:
    Musa’nın tarihsel veya teolojik önemini reddetmek ile Pentateuch’un mevcut biçiminin tek bir
    yazar tarafından tek seferde oluşturulmadığını savunmak aynı şey değildir.
    Bu ayrım kutsal metin araştırmasının temel metodolojik ilkelerinden biridir.–
  7. ZEBUR VE MEZMURLAR: DAVUD’UN
    KİTABI MI, TARİHSEL BİR KOLEKSİYON MU?
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 3
    Kur’an’da Hz. Davud’a Zebur verildiği açıkça belirtilmektedir:
    “Davud’a da Zebur’u verdik.”
    Kur’an, Nisâ 4:163
    Ayrıca Enbiyâ 21:105’te Zebur’a atıf yapılmaktadır.
    Yahudi-Hristiyan kutsal metin geleneğinde ise buna en yakın metin Mezmurlar/Psalms
    koleksiyonudur. Fakat modern akademik araştırma, mevcut Psalter’in tek bir yazar tarafından
    hazırlanmış tek bir kitap olmadığını; farklı dönemlere, topluluklara ve geleneklere ait şiirsel
    metinlerin uzun bir süreç içerisinde koleksiyonlaşmış olduğunu kabul etmektedir. Oxford
    Bibliographies, Psalter’i farklı dönemlerden gelen koleksiyonların birleşmesi ve redaksiyon
    süreçleriyle oluşmuş bir yapı olarak tanımlar.
    Davud’a atfedilen mezmurların sayısı da geleneksel ve modern kaynaklarda önemlidir. Bununla
    birlikte “Davud’a” anlamına gelen başlıkların tümü doğrudan biyografik yazarlık anlamına
    gelmeyebilir. Modern çalışmalar, Davud’un Psalter içindeki rolünün zaman içerisinde edebî ve
    teolojik biçimde yeniden şekillendiğini göstermektedir. Oxford Academic’teki araştırma da
    Davud’un Psalter’deki rolünün dinamik biçimde yeniden yorumlandığını ortaya koymaktadır.
    Dolayısıyla:
    Kur’an’ın “Zebur” dediği vahiy ile bugün elimizde bulunan “Mezmurlar” kitabını otomatik olarak
    yüzde yüz özdeşleştirmek tarihsel olarak kanıtlanmış bir sonuç değildir.
    Bununla birlikte iki gelenek arasında Davud merkezli güçlü bir tarihsel-dinî ilişki bulunduğu
    açıktır.–
  8. İNCİL VE YENİ AHİT: İSA’NIN ÖĞRETİSİ İLE
    YAZILI İNCİLLER ARASINDAKİ MESAFE
    Hristiyanlık açısından en önemli ayrımlardan biri şudur:
    İsa’nın kendisinin bir kitap yazdığına ilişkin tarihsel kanıt bulunmamaktadır.
    Yeni Ahit’in dört kanonik İncili, İsa’nın yaşamı, öğretileri, ölümü ve dirilişi hakkındaki erken
    Hristiyan geleneklerini yazılı biçimde aktaran metinlerdir.
    Bu nedenle “İsa’nın İncil’i” ile “Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri” kavramlarını tarihsel
    açıdan birbirinden ayırmak gerekir.
    İsa’nın yaşamı ile Yeni Ahit metinlerinin yazılı hale gelmesi arasında zaman bulunmaktadır. Bu
    durum, metinlerin değersiz olduğu anlamına gelmez; ancak tarihsel oluşumlarının incelenmesini
    zorunlu kılar.
    Burada da aynı üçlü ayrım geçerlidir:
    İsa’nın tarihsel öğretisi ≠ ilk Hristiyan topluluklarının sözlü geleneği ≠ kanonik İncillerin nihai
    metni.
    Bunlar birbirleriyle bağlantılıdır fakat birbirlerinin otomatik eş anlamlıları değildir.–
  9. ANTICHRIST İNCİL’DE GERÇEKTEN VAR
    MI?
    Bu soruya verilecek cevap evettir; fakat popüler kültürdeki biçimiyle değil.
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 4
    “Antichrist” kelimesi Yeni Ahit’te yalnızca Yuhanna mektuplarında geçmektedir: 1 Yuhanna 2:18,
    2:22, 4:3 ve 2 Yuhanna 7. Bu metinlerde dikkat çekici biçimde “birçok Antichrist” ifadesi de
    kullanılmaktadır.
    1 Yuhanna 2:18’de yazar hem “Antichrist’in geleceğinin” söylendiğini hem de “şimdi birçok
    Antichrist’in ortaya çıktığını” belirtmektedir.
    Dolayısıyla Yeni Ahit’in kendi kullanımında Antichrist kavramı:
  • Mesih karşıtlığını,
  • Mesih’i inkâr edenleri,
  • yanlış öğretiyi,
  • Hristiyan topluluğu içerisinden çıkan karşıtları
    kapsayan daha geniş bir anlam alanına sahiptir.
    Daha sonraki Hristiyan teolojisi ise Antichrist kavramını 2 Selanikliler’deki “kanunsuz adam”,
    Vahiy kitabındaki Canavar ve diğer eskatolojik figürlerle ilişkilendirerek çok daha kapsamlı bir
    kıyamet anlatısı oluşturmuştur.
    Buradan önemli bir sonuç çıkar:
    Bugünkü “tek, nihai, dünyayı ele geçirecek Deccal” tasavvurunu yalnızca Yeni Ahit’teki
    “Antichrist” kelimesinin sözlük anlamından çıkarmak mümkün değildir; bu tasavvur sonraki
    teolojik yorumların ürünüdür.–
  1. İSLAM’DA DECCAL: KUR’AN MI, HADİS
    Mİ?
    Burada İslam ile Hristiyanlık arasında çok önemli bir metinsel fark bulunmaktadır.
    Kur’an’da “Deccal” adı geçmez.
    Kur’an’da Deccal’in çıkışı, fiziksel özellikleri, fitnesi veya Hz. İsa tarafından öldürülmesi hakkında
    açık bir anlatı bulunmamaktadır.
    Buna karşılık Deccal, hadis literatüründe geniş biçimde ele alınmaktadır.
    Bu nedenle akademik olarak şu ifade tercih edilmelidir:
    Deccal, Kur’an merkezli bir doktrin değil; İslam’ın hadis ve sonraki eskatolojik geleneğinde
    ayrıntılandırılmış bir inanç unsurudur.
    Burada hadislerin epistemolojik statüsünü de doğru belirlemek gerekir.
    Hadisler, Müslümanların inanç tarihinde Hz. Muhammed’e ait olduğu kabul edilen söz, fiil ve
    onayların rivayetleridir. Kur’an ile aynı anlamda Allah’ın kelamı değildir.
    Ancak bundan “hadislerin tamamı safsatadır” sonucu da tarihsel yöntemle otomatik olarak
    çıkmaz. Hadislerin güvenilirliği; isnad, metin, rivayet tarihi, erken kaynaklar, varyantlar ve
    tarihsel bağlam gibi yöntemlerle ayrı ayrı incelenebilir.
    Dolayısıyla:
    Kur’an’da Deccal yoktur → metinsel bir tespittir.
    İslam’da Deccal inancı yoktur → bundan otomatik olarak çıkmaz.
    Çünkü İslam’ın tarihsel geleneği yalnızca Kur’an’dan değil, hadis, fıkıh, kelam ve diğer
    geleneklerden de oluşmuştur.
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 5
  2. KUR’AN’IN AKTARIMI: SÖZLÜ VE YAZILI
    GELENEK BİRLİKTE
    Kur’an’ın oluşumu konusunda “önce yalnızca ezberlendi, sonra yüzyıllar sonra kitap haline
    getirildi” şeklindeki popüler anlatı tarihsel olarak fazla basittir.
    Erken İslam geleneğinde Kur’an’ın hem ezberlendiği hem de yazıya geçirildiği aktarılır.
    Daha sonra Hz. Ebû Bekir döneminde cem süreci, Hz. Osman döneminde ise mushaf
    standardizasyonu anlatısı ortaya çıkar.
    Modern Kur’an araştırmaları da erken dönem yazmaları üzerinden bu süreci incelemektedir.
    François Déroche’nin The One and the Many: The Early History of the Qur’an adlı çalışması,
    Kur’an’ın sözlü ve yazılı oluşum sürecinde erken dönem çeşitliliğine ve daha sonra gerçekleşen
    kanonik standardizasyona dikkat çekmektedir. Déroche’nin yaklaşımı, erken İslam dönemindeki
    metinsel çeşitliliğin daha sonra standart bir metin geleneğine doğru daraldığını savunmaktadır.
    Bu araştırmaların varlığı önemli bir noktayı ortaya koymaktadır:
    Kur’an’ın erken döneminde hiçbir farklılık veya varyant yoktu demek de, Kur’an’ın tamamen geç
    dönemde oluşturulduğunu söylemek de aynı ölçüde indirgemeci olur.
    Gerçek tarihsel tablo daha karmaşıktır.–
  3. “KORUNDU” DEMEK “HİÇBİR VARYANT
    YOK” DEMEK MİDİR?
    Bu soru bütün kutsal metinler açısından önemlidir.
    Bir metnin büyük ölçüde korunmuş olması ile hiçbir nüsha, okuma veya yazım varyantı
    taşımaması farklı önermelerdir.
    Özellikle Kur’an araştırmalarında:
  • erken yazmalar,
  • rasm sistemi,
  • kıraatler,
  • yazım farklılıkları,
  • erken mushafların özellikleri
    ayrıca değerlendirilmelidir.
    Bu noktada iki aşırı uçtan kaçınmak gerekir.
    Birinci uç:
    “Kur’an korunmuştur, dolayısıyla tarihsel hiçbir varyant bulunamaz.”
    İkinci uç:
    “Varyant varsa metin güvenilmezdir.”
    Her iki önerme de tarihsel metin tenkidinin karmaşık doğasını basitleştirir.
    Bir metnin farklı nüshaları arasında varyant bulunması, o metnin bütününün güvenilmez
    olduğunu tek başına göstermez. Aynı şekilde bir metnin büyük ölçüde istikrarlı olması, onun
    metafizik olarak ilahî kaynaklı olduğunu tarihsel yöntemle tek başına kanıtlamaz.
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 6
    Bu ayrım özellikle önemlidir:
    Metinsel süreklilik ile ilahîlik aynı şey değildir.–
  1. DÖRT VAHİY GELENEĞİ: “DÖRT DİN” Mİ,
    “TEK VAHİY ZİNCİRİ” Mİ?
    İslamî teoloji açısından Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an birbirinden bağımsız dört Tanrı anlayışının
    ürünü değildir.
    Kur’an’ın perspektifinde peygamberler arasında temel bir tevhid sürekliliği vardır. Musa, Davud,
    İsa ve Muhammed aynı ilahî kaynağa dayanan vahiy zinciri içerisinde değerlendirilir.
    Bu nedenle İslamî açıdan:
    Tevrat → Musa
    Zebur → Davud
    İncil → İsa
    Kur’an → Muhammed
    şeklinde bir vahiy silsilesi kurulabilir.
    Ancak “çağın ihtiyaçlarına göre önceki kitaplar tamamlandı” ifadesi akademik açıdan dikkatli
    kullanılmalıdır.
    Daha doğru ifade şudur:
    İslamî teoloji, vahiy tarihini farklı topluluklara ve dönemlere gönderilen ilahî rehberliğin
    devamlılığı olarak görür ve Kur’an’ı bu vahiy zincirinin son halkası kabul eder.
    Kur’an’ın son vahiy ve Hz. Muhammed’in son peygamber olduğu yönündeki teolojik anlayış,
    İslam’ın kendi iç doktriner yapısının temel unsurlarındandır.
    Buna karşılık tarihsel yöntem, bu teolojik iddianın metafizik doğruluğunu deneysel olarak
    kanıtlayamaz.
    Tarihçinin söyleyebileceği şey:
    Bu iddia İslam’ın temel teolojik çerçevesidir.–
  2. ASIL BÜYÜK SORU: NEDEN VAHİY
    GELDİĞİ ANDA MODERN ANLAMDA
    KİTAPLAŞTIRILMADI?
    Bu soru başlangıçta basit görünse de aslında kutsal metinlerin tarihini anlamak bakımından
    merkezi önemdedir.
    Bunun tek bir cevabı yoktur.
    Antik dünyada:
  • okuryazarlık bugünkü seviyede değildi,
  • yazı malzemeleri sınırlıydı,
  • sözlü hafıza son derece güçlüydü,
  • dinî ve hukuki bilginin ezber yoluyla aktarılması yaygındı,
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 7
  • metinlerin çoğaltılması pahalı ve zahmetliydi,
  • bir metnin kanonik biçiminin belirlenmesi yalnızca yazma eyleminden ibaret değildi.
    Dolayısıyla “yazmak zor muydu?” sorusuna verilecek cevap:
    Hayır, yazmak imkânsız değildi.
    Fakat:
    “Yazılan her şey neden hemen tek bir standart kitap haline gelmedi?”
    sorusunun cevabı çok daha karmaşıktır.
    Bu durum Tevrat, Psalter, Yeni Ahit ve Kur’an için aynı şekilde gerçekleşmemiştir.–
  1. KUR’AN’IN ERKEN YAZMALARI
    KARŞILAŞTIRMADA NEDEN ÖNEMLİDİR?
    Karşılaştırmalı çalışmalarda tarihsel dönem farkını göz ardı etmek ciddi hata olur.
    Tevrat geleneği, çok daha eski bir metin tarihine sahiptir. Yeni Ahit metinleri MS 1. yüzyılda
    oluşmuştur. Kur’an ise MS 7. yüzyıl bağlamında ortaya çıkmıştır.
    Bu nedenle Kur’an’ın erken dönem yazmaları, araştırmacılara diğer bazı antik kutsal metinlere
    kıyasla daha geç bir tarihsel döneme ait olmaları sayesinde farklı türde maddi kanıtlar
    sunmaktadır.
    Bu, “Kur’an kesinlikle yüzde yüz ilk vahyin harf harfine aynısıdır” sonucunu tarihsel yöntemle
    otomatik olarak üretmez.
    Ancak şu sonucu destekleyen önemli bir araştırma alanıdır:
    Kur’an metninin erken dönem tarihini incelemek için doğrudan maddi ve yazılı kanıtların
    önemli bir kısmı günümüze ulaşmıştır.
    Déroche’nin çalışması da erken Kur’an el yazmalarının metnin oluşumu ve standardizasyon
    sürecinin anlaşılması açısından merkezi önem taşıdığını vurgulamaktadır.
    Dolayısıyla karşılaştırmalı bir çalışma yaparken:
    “İslam’ın elinde daha çok erken yazılı kanıt bulunmaktadır”
    şeklinde mutlak ve niceliksel bir üstünlük iddiası kurmak yerine,
    “Kur’an’ın erken metin tarihine ilişkin önemli miktarda maddi ve yazılı kanıt bulunmaktadır”
    demek akademik açıdan daha sağlamdır.–
  2. ANTICHRIST’TEN MUHAMMED’E:
    HRİSTİYAN POLEMİKLERİNDE BİR DÖNÜŞÜM
    Çalışmanın en tartışmalı fakat aynı zamanda en dikkat çekici bölümü burasıdır.
    Hz. Muhammed’in Hristiyan dünyasındaki tarihsel tasvirleri tek tip değildir.
    Bazı Hristiyan çevreleri İslam’ı anlamaya çalışırken başka çevreler İslam’ı Hristiyanlığın teolojik
    karşıtı olarak değerlendirmiştir.
    Özellikle Orta Çağ’da Batı Hristiyan literatüründe Hz. Muhammed’in:
  • sahte peygamber,
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 8
  • büyücü,
  • sapkın,
  • şeytanın aracı,
  • Antichrist’in öncüsü,
  • Antichrist’in kendisiyle ilişkilendirilen figür
    olarak sunulduğu örnekler ortaya çıkmıştır.
    Bu konuda Suzanne Conklin Akbari’nin araştırması özellikle önemlidir. Akbari, Orta Çağ ve erken
    modern döneme ait Batılı Muhammed biyografilerinde İslam’ın şeytanî güçlerin tezahürü olarak
    sunulduğunu ve Hz. Muhammed’in bazı metinlerde Antichrist ile ilişkilendirildiğini
    göstermektedir. Araştırma 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Latin, Fransız ve İngiliz metinlerini
    incelemektedir.
    Ancak burada çok kritik bir sınır çizilmelidir:
    Bu metinler “Hristiyanlık böyle inanır” demek için değil, “bazı tarihsel Hristiyan polemiklerinde
    İslam ve Muhammed böyle temsil edilmiştir” demek için kullanılmalıdır.
    Bu ayrım yapılmadığında akademik araştırma propaganda metnine dönüşebilir.–
  1. JOHN OF DAMASCUS VE ERKEN DOĞU
    HRİSTİYANLIĞI
    John of Damascus, İslam’ın erken Hristiyan değerlendirmesi açısından önemli isimlerden biridir.
    Onun eserlerinde İslam, Hristiyan teolojisinin dışında ve karşısında konumlandırılan bir inanç
    sistemi olarak değerlendirilir.
    Burada önemli olan, John of Damascus’un İslam’a ilişkin değerlendirmesini modern anlamda
    tarafsız bir dinler tarihi çalışması gibi okumamaktır. O bir Hristiyan teologudur ve İslam’a ilişkin
    değerlendirmeleri kendi teolojik sisteminin içinden yapılmıştır.
    Daha geniş Doğu Hristiyan apokaliptik literatüründe ise “İsmaililer” veya Arap hâkimiyeti ile
    eskatolojik beklentiler arasında bağlantılar kurulmuştur. Oxford Research Archive’da yer alan bir
    araştırma, Pseudo-Methodius ile John of Damascus’un İslam’ın yükselişini eskatolojik çerçeveler
    içerisinde değerlendirdiğini; John of Damascus’un İslam’ı Antichrist’in gelişinden önceki teolojik
    aşamalardan biri olarak konumlandırdığını tartışmaktadır.
    Burada yine çok önemli bir ayrım vardır:
    “İslam Antichrist’tir” ile “İslam Antichrist’in gelişinden önceki eskatolojik süreç içerisinde
    görülmektedir” aynı önerme değildir.
    Tarihsel metinleri okurken bu ayrımı korumak gerekir.–
  2. PSEUDO-METHODIUS VE İSLAM’IN
    APOKALİPTİKLEŞTİRİLMESİ
    Pseudo-Methodius’un kıyamet anlatıları, İslam’ın yükselişinin Hristiyan eskatolojisi içerisinde
    yorumlanması bakımından özellikle önemlidir.
    Araştırmalar, Arap/İsmaili hâkimiyetinin Antichrist’in nihai egemenliğinden önceki tarihsel
    süreçle ilişkilendirildiğini göstermektedir. Ancak burada doğrudan “Hz. Muhammed = Antichrist”
    şeklinde basit bir özdeşlik kurmak her zaman doğru değildir.
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 9
    Bu metinler esas olarak bir apokaliptik tarih okuması üretmektedir.
    Başka bir ifadeyle, tarihsel bir olay yalnızca siyasi bir olay olarak değil, kıyamet tarihinin bir
    parçası olarak yorumlanmaktadır.
    Bu mekanizma yalnızca Hristiyanlığa özgü değildir.
    İnsan toplulukları tarih boyunca savaşları, salgınları, imparatorlukların yükselişini ve toplumsal
    çöküşleri eskatolojik kategorilerle yorumlamışlardır.–
  3. ORTA ÇAĞ BATI HRİSTİYANLIĞINDA
    MUHAMMED’İN “ANTICHRIST” OLARAK
    TEMSİLİ
    Orta Çağ Batı Hristiyanlığına gelindiğinde polemik literatürü daha da genişler.
    Akbari’nin çalışması, Batılı Muhammed biyografilerinde Hz. Muhammed’in Antichrist’e
    benzetildiğini ve bu anlatıların Latin, Fransız ve İngiliz edebiyatında farklı biçimlerde geliştiğini
    göstermektedir. Bu metinlerde Muhammed’in “sahte mucizeler” gerçekleştiren, maddi gücü
    kullanan ve takipçilerini aldatan bir figür olarak tasvir edilmesi dikkat çekmektedir.
    Endülüs bağlamında ise Eulogius of Córdoba gibi yazarların İslam ve Hz. Muhammed hakkındaki
    polemiklerinde Antichrist bağlantısının kullanıldığı görülmektedir. Modern araştırmalar, bu
    polemiklerin yalnızca İslam hakkında bilgi verme amacı taşımadığını; aynı zamanda Hristiyan
    topluluklarının kendi kimlik, birlik ve dinî sınırlarını belirleme işlevi gördüğünü de tartışmaktadır.
    Dolayısıyla polemik metinlerin iki yönlü okunması gerekir:
    Metin Müslümanlar hakkında ne söylüyor?
    ve
    Metin bunu söyleyerek Hristiyan topluluğuna kendisi hakkında ne söylüyor?
    İkinci soru, modern kimlik ve söylem çalışmalarının temel sorularından biridir.–
  4. DANTE VE KÜLTÜREL HAFIZA
    Bu polemik geleneğin yalnızca teolojik kitaplarda kalmadığını görmek açısından Dante’nin
    Inferno eseri önemlidir.
    Hz. Muhammed’in Orta Çağ Batı edebiyatındaki temsili, İslam’ın “öteki” olarak kurgulanmasının
    yalnızca dinî polemikle sınırlı olmadığını; edebiyat, siyaset ve kültürel hafızaya da taşındığını
    göstermektedir.
    Bu nedenle “Muhammed Antichrist miydi?” sorusu yalnızca teolojik bir soru değildir.
    Aynı zamanda:
    Orta Çağ Avrupası İslam’ı nasıl hayal etti?
    sorusudur.
    Bu yaklaşım, tarihsel polemiği bugünkü Müslüman-Hristiyan ilişkilerine doğrudan taşımaktan
    daha sağlıklıdır.–
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 10
  5. MODERN DÖNEMDE BU SÖYLEM DEVAM
    EDİYOR MU?
    Burada da “evet” veya “hayır” şeklinde tek kelimelik cevap vermek yanıltıcıdır.
    Ana akım Katolik, Ortodoks ve Protestan geleneklerin tamamının ortak öğretisi:
    “Hz. Muhammed Deccal’dir.”
    şeklinde değildir.
    Ancak bazı marjinal, fundamentalist veya açık biçimde İslam karşıtı Hristiyan çevrelerde İslam’ın
    Antichrist veya şeytanî güçlerle ilişkilendirildiği modern söylemler görülebilir.
    Bu nedenle tarihsel süreklilik şöyle kurulmalıdır:
    Orta Çağ polemiği → modern fundamentalist polemik → günümüzün bazı marjinal söylemleri
    Fakat bu zincir:
    Orta Çağ polemiği → bütün modern Hristiyanlık
    şeklinde kurulamaz.
    Akademik tarafsızlık tam da burada başlar.–
  6. DECCAL VE ANTICHRIST GERÇEKTEN
    AYNI ŞEY Mİ?
    Kelime düzeyinde benzerlik kurulabilir.
    Teolojik yapı bakımından ise tam özdeşlik kurmak hatalıdır.
    Hristiyanlıkta Antichrist kavramının Yeni Ahit’teki kullanım alanı ile İslam’daki Mesih Deccal
    kavramının hadislerdeki gelişimi farklı tarihsel süreçlerden geçmiştir.
    Hristiyanlıkta Antichrist:
  • Mesih karşıtı,
  • Mesih’i inkâr eden,
  • kötülüğün eskatolojik temsilcisi,
  • sonraki teolojilerde nihai kötülük figürü
    olarak gelişmiştir.
    İslam’da Deccal ise hadislerde:
  • büyük bir fitne,
  • sahte mesih,
  • insanları aldatan bir figür,
  • kıyamet alametleriyle ilişkili bir varlık
    olarak ayrıntılandırılmıştır.
    Dolayısıyla iki kavram arasında işlevsel ve eskatolojik benzerlikler bulunmakla birlikte bunların
    tarihsel olarak aynı kavram olduğu sonucuna doğrudan ulaşılamaz.–
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 11
  1. “DÖRT DİN TEK DİN” TEZİNİN
    AKADEMİK SINIRI
    İslamî perspektiften bakıldığında dört vahiy geleneği arasında birlik kurulabilir.
    Fakat akademik dinler tarihinde “dört din aslında tek dindir” cümlesi bir teolojik önerme olarak
    ele alınmalıdır.
    Tarihsel bilim:
    “Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ın hepsi aynı ilahî kaynaktan gelmiştir”
    önermesini laboratuvar yöntemiyle doğrulayamaz.
    Bunun karşılığında tarih bilimi:
    “Böyle bir ilahî kaynak kesinlikle yoktur”
    sonucunu da kendi yöntemleriyle zorunlu olarak kanıtlayamaz.
    Çünkü her iki önerme de metafizik boyut taşır.
    Bu nedenle akademik araştırmanın en dürüst tavrı:
    İslamî teoloji vahiyler arasında ilahî süreklilik kurmaktadır; tarihsel-eleştirel yöntem ise bu
    metinlerin maddi ve literatürel oluşum süreçlerini incelemektedir.
    demektir.–
  2. METİNSEL SADAKAT VE İFADE
    FARKLILIKLARI
    Bir metnin korunması konusunda “birebir” kelimesi dikkatle kullanılmalıdır.
    Bir metin:
  • büyük ölçüde aynı kelime dizisini koruyabilir,
  • farklı yazım biçimleri taşıyabilir,
  • okuma farklılıklarına sahip olabilir,
  • lehçe veya telaffuz farklılıkları içerebilir,
  • farklı nüshalarda küçük varyantlar gösterebilir.
    Bu durum otomatik olarak “metin bozulmuştur” anlamına gelmez.
    Aynı şekilde “metin korunmuştur” ifadesi de hiçbir tarihsel varyantın bulunmadığı anlamına
    gelmez.
    Bu nedenle daha doğru kavram:
    metinsel süreklilik
    kavramıdır.
    Metin tenkidinin amacı da çoğu zaman “mutlak orijinali” metafizik olarak ilan etmek değil,
    elimizdeki nüshalar arasındaki ilişkileri ve mümkün olduğunca erken metin biçimlerini yeniden
    kurmaya çalışmaktır.–
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 12
    KHA — Kaya Haber Ajansı | Sayfa 13
  1. KUR’AN, TEVRAT, MEZMURLAR VE YENİ
    AHİT ARASINDA KARŞILAŞTIRMALI ÇERÇEVE
    KonuTevrat/Penta
    teuchMezmurlar/
    Zebur ilişkisiYeni
    AhitKur’an
    Geleneksel
    peygamber ilişkisi
    Musa Davud İsa Muhammed
    Mevcut metnin
    oluşumu
    Uzun oluşum/reda
    ksiyon süreci
    tartışması
    Koleksiyon ve
    redaksiyon süreci
    İsa sonrası yazılı
    gelenek
    Erken sözlü +
    yazılı aktarım
    Tek yazar iddiası Modern
    araştırmada
    tartışmalı
    Psalter çok
    yazarlı/kollektif
    yapı
    Dört kanonik İncil Vahiy
    Muhammed’e
    nispet edilir
    Kanonlaşma Uzun tarihsel
    süreç
    Koleksiyonlaşma Kilise kanonu Mushaf
    standardizasyonu
    Metin varyantları Çok sayıda el
    yazması ve metin
    geleneği
    Farklı gelenekler Çok sayıda el
    yazması
    Kıraat ve erken
    yazma meseleleri
    Deccal/Antichrist Yok Yok Antichrist terimi
    Yeni Ahit’te
    Deccal adı
    Kur’an’da yok
    Eskatolojik
    gelişim
    Sonraki yorumlar Sonraki yorumlar Güçlü eskatolojik
    yorum
    Hadis
    literatüründe
    ayrıntılı
    Bu tablo “hangisi doğrudur?” sorusuna cevap vermemektedir.
    Tam tersine, hangi metnin hangi tarihsel süreçten geçtiğini karşılaştırmaktadır.–
  2. TARİHSEL KANIT İLE İMAN ARASINDAKİ
    SINIR
    Din araştırmalarındaki en büyük metodolojik problemlerden biri, iman önermelerinin tarihsel
    önermeler gibi ele alınmasıdır.
    Örneğin:
    “Kur’an Allah’ın kelamıdır.”
    Bu bir teolojik inanç önermesidir.
    Buna karşılık:
    “Kur’an’ın erken dönem yazmaları bulunmaktadır.”
    Bu tarihsel olarak araştırılabilir bir önermedir.
    Aynı şekilde:
    “İncil Tanrı’nın vahyidir.”
    teolojik bir önermedir.
    Fakat:
    “Kanonik İnciller İsa’nın ölümünden sonraki erken Hristiyanlık döneminde yazılı biçimde ortaya
    çıkmıştır.”
    tarihsel bir önermedir.
    Bu iki cümleyi birbirine karıştırmamak gerekir.–
  3. HZ. MUHAMMED’İN “DECCAL” OLARAK
    TANIMLANMASI MESELESİNDE SONUÇ
    Tarihsel kaynaklar, bazı Hristiyan polemikçilerinin İslam’ı ve Hz. Muhammed’i Antichrist,
    Antichrist’in öncüsü veya benzeri eskatolojik kötülük kategorileriyle ilişkilendirdiğini
    göstermektedir. Özellikle Orta Çağ Batı literatürü bu konuda zengin örneklere sahiptir.
    Fakat buradan:
    “Hristiyanlar Hz. Muhammed’e Deccal der.”
    sonucu çıkarılamaz.
    Bilimsel ifade:
    “Bazı tarihsel Hristiyan polemik geleneklerinde Hz. Muhammed ve İslam, Antichrist ve
    eskatolojik kötülük kategorileriyle ilişkilendirilmiştir.”
    Bu cümle hem tarihsel kanıta uygundur hem de Hristiyanlığın bütününü haksız biçimde
    suçlamaz.
    Aynı şekilde:
    “Müslümanlar Deccal’e inanır.”
    ifadesi de tek başına yeterli değildir.
    Daha doğru ifade:
    “Deccal inancı, Kur’an’da açık bir karşılığı bulunmamakla birlikte hadis literatüründe ve
    sonraki İslam eskatolojisinde ayrıntılı biçimde gelişmiştir.”
    Bu iki cümle aynı metodolojik standardın uygulanmasıdır.–
  4. TARTIŞMA: VAHİY Mİ, GELENEK Mİ, METİN Mİ?
    Bu çalışmanın ulaştığı en önemli sonuçlardan biri, “kutsal kitap” kavramının aslında dört farklı düzlemi içerdiğidir:
    1. Vahiy iddiası
    Tanrı’dan geldiğine inanılan mesaj.
    2. Sözlü gelenek
    Toplulukların mesajı hatırlaması ve aktarması.
    3. Yazılı metin
    Mesajın maddi bir taşıyıcı üzerinde kayda geçirilmesi.
    4. Kanonik metin
    Topluluğun belirli metinleri normatif ve kutsal kabul ederek standartlaştırması.
    Bu dört aşama her dinde aynı zamanda ve aynı biçimde gerçekleşmemiştir.
    Dolayısıyla “kitap geldi, hemen yazıldı ve bugünkü biçimine ulaştı” modeli tarihsel olarak aşırı basittir.
    Ancak bunun karşısına:
    “Her şey sonradan uyduruldu”
    iddiasını koymak da aynı ölçüde basitliktir.
    Tarihsel gerçeklik çoğu zaman iki uç arasında bulunur:
    sözlü gelenek + yazılı kayıt + topluluk hafızası + redaksiyon + kanon + standardizasyon.
    26. SONUÇ
    Tevrat, Zebur/Mezmurlar, Yeni Ahit ve Kur’an’ın tarihleri karşılaştırıldığında, bunların aynı tarihsel modelle oluşmadıkları görülmektedir.
    Tevrat/Pentateuch’un Musa’ya geleneksel biçimde atfedilmesi ile mevcut Pentateuch’un uzun tarihsel ve redaksiyonel oluşumu birbirinden ayrılmalıdır. Modern araştırma, Pentateuch’un tek bir tarihsel anda tek bir yazar tarafından meydana getirildiği düşüncesini ciddi biçimde sorgulamaktadır.
    Mezmurlar açısından Davud’un merkezi rolü tartışmasız derecede önemlidir; ancak Psalter’in kendisi farklı koleksiyonların birleşmesi ve redaksiyonu sonucunda oluşmuş karmaşık bir metin yapısı göstermektedir.
    Yeni Ahit açısından İsa’nın kendisinin kitap yazdığına ilişkin tarihsel kanıt bulunmaması ve kanonik İncillerin İsa’nın döneminden sonra ortaya çıkması, İsa’nın öğretisi ile mevcut İncil metinlerinin oluşum süreçlerinin birbirinden ayrılmasını gerektirir.
    Kur’an açısından ise erken sözlü ve yazılı aktarımın birlikte bulunması, daha sonra cem ve mushaf standardizasyonu süreçlerinin gerçekleşmesi, metin tarihini diğer kutsal metinlerden farklı bir modele yerleştirmektedir. Modern Kur’an araştırmaları, erken dönem metinsel çeşitliliği ve standardizasyon sürecini özellikle yazmalar üzerinden incelemektedir.
    Deccal meselesi de aynı metodolojik ayrımı gerektirmektedir.
    Yeni Ahit’te “Antichrist” kelimesi gerçekten bulunmaktadır; ancak kavramın bugünkü tek ve mutlak eskatolojik figüre dönüşmesi sonraki Hristiyan yorumlarıyla genişlemiştir.
    Kur’an’da ise “Deccal” adı bulunmamaktadır. İslam’daki ayrıntılı Deccal tasavvuru esas olarak hadis literatüründe gelişmiştir.
    İki gelenek arasında bu açıdan dikkat çekici bir benzerlik bulunmasına rağmen, tarihsel kökenlerinin aynı olduğu sonucuna ulaşmak mümkün değildir.
    Daha da önemlisi, Orta Çağ’ın bazı Hristiyan polemiklerinde Hz. Muhammed’in Antichrist veya onun öncüsü gibi kategorilerle ilişkilendirildiği tarihsel olarak belgelenmektedir. Ancak bu söylemin bütün Hristiyanlığa ait olduğu iddia edilemez. Akbari’nin çalışması bu polemiklerin Batı Avrupa’daki çeşitli metinlerde nasıl farklı biçimler aldığını göstermektedir.
    Bu durum bize önemli bir tarihsel gerçekliği göstermektedir:
    Dinler yalnızca kendi kutsal metinlerini üretmez; birbirleri hakkında da metinler üretirler.
    Dolayısıyla dinler tarihinin önemli bir bölümü, yalnızca “ben kimim?” sorusundan değil, aynı zamanda:
    “Öteki kimdir?”
    sorusundan oluşur.
    Hristiyan polemiklerinde İslam’ın ve Hz. Muhammed’in Antichrist kategorileriyle ilişkilendirilmesi, bu “öteki” üretiminin tarihsel örneklerinden biridir.
    Fakat aynı akademik dürüstlük, İslam’ın Deccal anlayışına da uygulanmalıdır.
    Kur’an’da bulunmayan bir kavramın hadis ve sonraki geleneklerde nasıl genişlediği araştırılabilir. Bu araştırma, hadisleri peşinen “safsata” ilan etmeyi de, hadislerdeki her rivayeti Kur’an seviyesinde ilahî vahiy kabul etmeyi de gerektirmez.
    Sonuç olarak:
    Vahiy iddiası ile tarihsel metin birbirinden ayrılmalıdır.
    Metinsel süreklilik ile ilahîlik aynı şey değildir.
    Metinsel varyant ile metnin bütünüyle bozulmuş olması aynı şey değildir.
    Bir dinin kendi teolojik iddiası ile tarihçinin o iddiayı inceleme yöntemi aynı değildir.
    Ve belki de çalışmanın en önemli sonucu şudur:
    Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ın aynı ilahî kaynaktan geldiği düşüncesi, İslamî teolojinin temel süreklilik iddiasıdır. Buna karşılık bu metinlerin tarihsel oluşum ve aktarım süreçleri, her biri kendi döneminin sözlü kültür, yazı teknolojisi, toplumsal yapı, kurumsal otorite ve kanonlaşma koşulları içerisinde ayrıca incelenmelidir.
    Bu iki yaklaşım birbirini zorunlu olarak yok etmek zorunda değildir.
    İman, metnin anlamını ve kaynağını nasıl yorumladığımızı; tarih ise metnin bize hangi tarihsel süreçlerden geçerek ulaştığını araştırır.
    Bilimsel tarafsızlık, bu iki alanı birbirine düşman etmek değil, sınırlarını doğru çizmektir.
    KAYNAKÇA VE TEMEL AKADEMİK LİTERATÜR
    Birincil ve temel metinler
    Kur’an-ı Kerim. Özellikle Nisâ 4:163, Enbiyâ 21:105, Hicr 15:9 ve ilgili vahiy/peygamberlik ayetleri.
    Novum Testamentum Graece / Greek New Testament. Özellikle 1 John 2:18–22; 1 John 4:3; 2 John 7; 2 Thessalonians 2; Revelation 13.
    Hebrew Bible / Tanakh. Pentateuch ve Psalms metinleri.
    John of Damascus. An Exact Exposition of the Orthodox Faith, özellikle Book IV, Chapter 26, Antichrist öğretisi.
    Modern akademik çalışmalar
    Akbari, Suzanne Conklin. “The rhetoric of antichrist in Western lives of Muhammad.” Islam and Christian–Muslim Relations 8, no. 3 (1997): 297–307.
    Déroche, François. The One and the Many: The Early History of the Qur’an. Yale University Press, 2021/2022.
    Fewster, Gregory Peter. “Manuscript, Voice, and the Construction of Pseudepigraphal Identities: Composing a Mutable David in Some Qumran Psalms Scrolls.” Journal of Biblical Literature 137, no. 4 (2018): 893–914.
    Mroczek, Eva. The Literary Imagination in Jewish Antiquity. Oxford University Press, 2016. Özellikle David ve Psalms’in yazarlık/attribution problemi üzerine.
    Ostrowski, Donald, ed. Who Wrote That? Authorship Controversies from Moses to Sholokhov. Cornell University Press, 2020. “Did Moses Write the Pentateuch?” bölümü.
    Hays, Rebecca Poe. “Psalms.” Oxford Bibliographies in Biblical Studies. Oxford University Press.
    Antichrist ve erken Hristiyan apokaliptiği
    “Antichrist.” Encyclopedia of the Bible. Yeni Ahit’teki Antichrist kullanımının yalnızca Yuhanna mektuplarında bulunduğu ve sonraki teolojik genişlemeler hakkında.
    “Antichrist.” Critical Dictionary of Apocalyptic and Millenarian Movements. Cambridge Centre for Apocalyptic and Millennial Studies, 2021.
    “On the eschatological elucidation of the ‘Ishmaelite’ phenomenon.” Oxford University Research Archive. Pseudo-Methodius ve John of Damascus bağlamında erken Doğu Hristiyan apokaliptizmi.
    “Between Christ and Alexander: Strands of Typological Exegesis in Pseudo-Methodius’s Apocalypse.” Religions, 2024.
    SON SÖZ
    Bu makalenin temel iddiası “hangi din haklıdır?” sorusuna cevap vermek değildir.
    Daha zor ve daha bilimsel bir soru sormaktır:
    İnsan toplulukları Tanrı’dan geldiğine inandıkları mesajları nasıl hatırladı, nasıl yazdı, nasıl derledi, nasıl kanonlaştırdı ve birbirlerinin vahiy iddialarını tarih boyunca nasıl yorumladı?
    Bu sorunun içinde hem imanın tarihi, hem metnin tarihi, hem insan hafızasının tarihi, hem de dinler arası polemiğin tarihi bulunmaktadır.
    Bu nedenle Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an yalnızca “dört kitap” olarak değil; binlerce yıllık sözlü kültür, yazı, hafıza, yorum, kurum, iktidar ve inanç tarihinin metinsel ürünleri olarak incelenmelidir.
    Ve bu perspektiften bakıldığında, Hz. Muhammed’in bazı Orta Çağ Hristiyan polemiklerinde Antichrist ile ilişkilendirilmesi de, İslam’daki Deccal anlayışının Kur’an’da bulunmayıp hadis literatüründe gelişmesi de aynı büyük sorunun farklı örnekleridir:
    İnsan, kutsal olanı yalnızca metinle değil; hafıza, yorum ve tarih aracılığıyla da taşımaktadır.
    https://osf.io/xuza5/files/egqnt
Zakir Kaya resmi biyografi görseli
Zakir Kaya resmi biyografisi
"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık