Yayın Tarihi: 22/07/2026
Kadın Sünneti Tartışmasının Gölgesinde Sağlık Etiği, Kamu Vicdanı ve Bir Şehrin Dijital İtibarı
Ağrılı Bağımsız Araştırmacı Gazeteci ve Yazar Zakir Kaya
BÖLÜM 1: Medya Etiği ve Kamu Sağlığı İletişimi Açısından Bir Terminoloji İhlali
Kamuya açık dijital mecralarda kullanılan uzmanlık dili, yalnızca bireysel bir beyan değil; aynı zamanda temsil edilen kurumun ve faaliyet gösterilen coğrafyanın etik standartlarını yansıtan kurumsal bir parametredir. Ağrı’da faaliyet gösteren bir hekimin sosyal medya hesabında yayımlanan ve tıp literatüründe insan hakları ihlali olarak tanımlanan “kadın sünneti” kavramının kullanıldığı paylaşım, kamu sağlığı iletişimi ve medya etiği açısından ciddi bir ihlal teşkil etmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), UNICEF ve uluslararası mevzuatta kadın genital mutilasyonu (FGM) kapsamında değerlendirilen bu ifadenin, estetik veya tıbbi bir girişim (hudoplasti) ile eşdeğer tutularak sunulması, ciddi bir bilgi kirliliğine ve kavremsal sapmaya yol açmaktadır. Söz konusu paylaşımın dijital mecralarda varlığını sürdürmesi, mesleki özensizliğin ötesinde, kamusal sorumluluk ve etik ilkelere açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
Ağrı’nın dijital hafızasında kalıcı olumsuz izler bırakma potansiyeli taşıyan bu durum, bağımsız araştırmacı gazetecilik sorumluluğu gereği; sadece bireysel bir uygulama hatası olarak değil, kamu sağlığı mevzuatı ve şehir itibarı perspektifinden incelenmek zorundadır.
BÖLÜM 2: Özel Sağlık Kuruluşlarının Kurumsal Sorumluluğu ve Hukuki Yükümlülükleri
Özel sağlık kurumları, bünyelerinde görev yapan sağlık personelinin kamusal bilgilendirme ve tanıtım faaliyetlerinden 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının İfrazına Dair Kanun ve İlgili Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi uyarınca doğrudan veya dolaylı olarak sorumludur. Bir hekimin, bağlı bulunduğu özel hastanenin kurumsal kimliği ve unvanı altında gerçekleştirdiği dijital paylaşımlar, kurumun etik politikalarından bağımsız düşünülemez.
Söz konusu paylaşımın kamuoyunda yarattığı tepkilere ve taşıdığı hukuki riske rağmen dijital mecralardan kaldırılmamış olması, ilgili özel hastane yönetiminin denetim ve kurumsal kriz yönetimi mekanizmalarındaki yetersizliği ortaya koymaktadır. Ticari faaliyet yürüten sağlık kuruluşlarının, bulundukları bölgenin toplumsal hassasiyetlerine ve dijital itibarına karşı sorumluluk taşıması mesleki bir zorunluluktur.
İlgili özel hastane yönetiminin bu durum karşısındaki edilgen tutumu ve gerekli idari-etik yaptırımları uygulamaktan uzak durması, kurumsal sorumluluk ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
BÖLÜM 3: Kamusal Denetim Yetersizliği ve Mülki-İdari İnceleme Zorunluluğu
Sağlık hizmetlerinin sunumu ve kamuoyuna yönelik bilgilendirme faaliyetleri, Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüklerinin sıkı denetim ve idari yaptırım yetkisi altındadır. Özel sağlık kuruluşlarında gerçekleşen tıbbi deontoloji ihlalleri veya mevzuata aykırı tanıtım faaliyetleri, yalnızca ilgili kurumun iç meselesi olarak değerlendirilemez.
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Sağlık Meslek Mensupları İletişim Rehberi ilkelerine açıkça aykırılık teşkil eden bu paylaşımın dijital platformlarda yayında kalmaya devam etmesi, kamusal denetim mekanizmalarının işleyişi konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Mülki idare ve İl Sağlık Müdürlüğü, kamu düzenini, genel ahlakı ve şehir itibarını doğrudan etkileyen bu tür ihlallere karşı idari ve hukuki soruşturma süreçlerini şeffaf bir şekilde yürütmekle mükelleftir.
Olayın idari boyutunda cevabı aranan temel hususlar şunlardır:
- İlgili hekim ve bağlı bulunduğu özel sağlık kuruluşu hakkında Tabip Odası ve Sağlık İl Müdürlüğü nezdinde başlatılmış somut bir idari/disiplin soruşturması mevcut mudur?
- İnsan hakları ihlali niteliğindeki bir kavramın tıp dışı kullanımına yönelik erişimin engellenmesi ve içeriğin çıkarılması hususunda 5651 sayılı Kanun kapsamında bir girişimde bulunulmuş mudur?
BÖLÜM 4: Dijital Hafıza, Şehir İtibarı ve Sosyo-Kültürel Tahribat
Günümüz medya ekosisteminde, arama motorları ve dijital arşivler şehirlerin kurumsal kimliğini ve sosyo-kültürel algısını doğrudan biçimlendirmektedir. Bir kentin adının uluslararası literatürde ağır bir insan hakkı ihlali sayılan “kadın sünneti” gibi sakıncalı bir kavramla indekslenmesi, o kentin sosyo-ekonomik, turistik ve akademik vizyonuna uzun vadeli zarar verme potansiyeline sahiptir.
Ağrı, tarihi ve kültürel mirasıyla bölgesel bir merkez konumundayken; münferit ve sorumsuz bir sosyal medya paylaşımının dijital mecralarda kalıcı hale gelmesi, kentin imajına yönelik açık bir tehdittir. Dijital ayak izlerinin silinmesi veya düzeltilmesi yönünde kurumsal bir refleks gösterilmemesi, Ağrı’nın dijital hafızasında telafisi güç bir tahribat yaratmaktadır.
Gazetecilik etiği; yerel değerlerin korunması, kentin dijital itibarının savunulması ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi noktasında araştırmacı bir duruş sergilemeyi zorunlu kılar.
BÖLÜM 5: Sonuç ve Kamusal Çağrı
Gelinen noktada mesele; münferit bir hekimin terminoloji hatası veya bir özel hastanenin kriz yönetimi zaafından öteye geçmiş, Ağrı’nın kamusal ve dijital saygınlığını ilgilendiren bir nitelik kazanmıştır. Hukuki ve etik ilkeler çerçevesinde sorunun çözümü için aşağıdaki adımların atılması elzemdir:
- İçeriğin Derhal Kaldırılması: Mevzuata ve kamu etiğine aykırı olan paylaşımın dijital mecralardan tamamen temizlenmesi hususunda idari yaptırımlar uygulanmalıdır.
- Kurumsal Yaptırım ve Şeffaflık: İlgili özel hastane yönetimi ile Sağlık İl Müdürlüğü, yürütülen idari süreçler hakkında kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapmalıdır.
- Etik İletişim Standartları: Bölgedeki tüm sağlık kuruluşlarının ve personelinin dijital iletişim faaliyetleri, tıbbi deontolojiye uygunluk açısından denetime tabi tutulmalıdır.
Ağrı sahipsiz veya denetimsiz bir alan değildir. Bu kentin adının ve saygınlığının korunması, hem idari makamların hem de bağımsız gazeteciliğin asli görevidir. Sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
BÖLÜM 6: Açılan Soruşturma, “Halk Dili” Savunması ve Bilimsel Sorumluluk
Gelişen süreçte ilgili makamlarca hekim hakkında idari soruşturma başlatılmış olması, kamusal denetim açısından olumlu ve zorunlu bir adımdır. Ancak soruşturma sürecine yansıyan ve hekim tarafından dile getirilen “halk diliyle, herkesin anlayacağı şekilde ifade etmek istedim” şeklindeki gerekçe, tıp etiği ve kamu sağlığı iletişimi açısından yeni bir hukuki ve akademik tartışmayı beraberinde getirmektedir.
Tıp literatüründe ve uluslararası hukukta karşılığı ağır bir insan hakları ihlali olan bir kavram, “halk dili” veya “basit anlatım” adı altında meşrulaştırılamaz. Tıbbi prosedürlerin kamuoyuna aktarılmasında “anlaşılırlık” ilkesi esastır; ancak bu durum, tıp dışı, hukuken sakıncalı ve toplumsal tahribat yaratan terminolojilerin kullanılmasına gerekçe gösterilemez.
Nitekim tepkilerin ardından metinde yapılan değişiklikler, kullanılan dilin metodolojik ve etik olarak hatalı olduğunun zımnen kabulüdür. Buradaki temel sorun şudur:
- Soruşturma açılması ve metnin sonradan değiştirilmesi, dijital mecralarda oluşan ve Ağrı’nın kurumsal imajına yapışan olumsuz algıyı tamamen ortadan kaldırmamakta, aksine krizin yetersiz yönetildiğini göstermektedir.
- Hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının “basitleştirme” adı altında insan hakkı ihlallerini çağrıştıran kavramları kullanması, sağlık okuryazarlığına katkı sunmaz; aksine bilgi kirliliğine ve toplumsal travmaların sıradanlaşmasına yol açar.
Netice Olarak: Açılan idari soruşturmanın şeffaf bir şekilde tamamlanması, ilgili özel hastanenin kurumsal sorumluluğuyla yüzleşmesi ve kamu otoritesinin bu tür ihlallere karşı net bir duruş sergilemesi elzemdir. Bağımsız araştırmacı gazetecilik olarak beklentimiz; soruşturmanın kağıt üzerinde kalmaması, Ağrı’nın itibarını zedeleyen bu tür fütursuz iletişim uygulamalarına karşı kalıcı etik standartların getirilmesidir.
Araştırmacı Gazeteci & Yazar

