Yayın Tarihi: 28/02/2026
Selam olsun vicdanının sesini duymaya çalışanlara.
Bugün burada, otuz günlük bir yolculuğun ilk taşını döşüyoruz. Amacımız; asırlardır üzerimize yığılan, zihinlerimizi bulandıran ve ruhumuzu prangalayan o yapay ağırlıklardan kurtulmak. Yüce Allah’ın bizlere gönderdiği saf, berrak ve tertemiz mesajın peşine düşüyoruz.
Biliyoruz ki, din dediğimiz o yüce nizam, insanı özgürleştirmek için geldi. Ancak zamanla, beşer elinin değdiği, “rivayet” denilen ama aslında hakikatle bağı kopuk o uydurulmuş hikayeler, gerçeğin önüne kalın bir perde çekti. Peygamberlerin o asil duruşu, uydurma hadislerin gölgesinde bırakılmak istendi.
Vatandaş Ömer olarak bugün soruyorum: Biz kime inanıyoruz? Bizi yaratanın dosdoğru kitabına mı, yoksa yüzyıllar sonra o kitabın ruhunu hapsetmeye çalışanların uydurduğu kurallara mı?
Gerçek dindarlık, korkunun karanlığında değil, sevginin ve aklın ışığında yeşerir. Yüce Allah bizden körü körüne bir teslimiyet değil, “akletmemizi” ister. Oysa biz, o akıl nimetini bir kenara itip, “şöyle dediler, böyle duymuştuk” diyenlerin peşine takılarak asıl mesajı kaybettik.
Bu otuz günlük yolculukta, her gün bir düğümü çözeceğiz. Fabrikasyon inançları değil, fıtratımızda var olan o kadim dini, gerçek Allah mesajını konuşacağız. Çünkü biz, taklitçi birer gölge değil, hakikatin peşinde koşan hür iradeli insanlarız.
Unutmayın; hakikat, yalanın kalabalığından her zaman daha güçlüdür. Sadece biraz cesaret ve biraz da saf bir kalp gerek.
Haftaya görüşmek üzere, akılla ve ışıkla kalın.
Vatandaş Ömer

