Eski Türk kahvehanesinde CRT televizyonda film izleyen kalabalık ve yapay zekâ çağını anlatan siyah-beyaz gazete görseli

TELEVİZYONUN CAMINDAN YAPAY ZEKÂNIN EKRANINA: BİR ÖMRÜN İÇİNDE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMÜN OTOBİYOGRAFİK ETNOGRAFİSİ

Yayın Tarihi: 01/10/2026

Zakir KAYA
Bağımsız Araştırmacı Gazeteci | Yazar

Özet

Teknolojik dönüşüm literatüründe dijitalleşme süreci çoğunlukla araçların teknik gelişimi ve kronolojik sıralanması üzerinden ele alınmaktadır. Bu çalışma ise teknolojinin toplumsal yaşamda yarattığı algısal ve davranışsal kırılmaları, kendi çocukluğumdan ve gençliğimden itibaren bizzat tanıklık ettiğim olaylar üzerinden, otobiyografik etnografi (autoethnography) yaklaşımıyla incelemektedir.

Çalışma; 20. yüzyılın son çeyreğinde kitle iletişim aracı olarak televizyonun ev ve kamusal alandaki ilk deneyimleniş biçimlerini, video-kaset teknolojisinin kahvehanelerde oluşturduğu alternatif seyir kültürünü ve buna eşlik eden ticari ilişkiyi, 1980’li yıllarda kırsal bir çevrede Honda motosiklete yönelik alışılmadık toplumsal tepkiyi ve günümüzde yapay zekâ ile ortaya çıkan yeni içerik üretim biçimlerini kişisel tanıklık ekseninde ele almaktadır.

Bu deneyimler, teknolojik nesnelerin yalnızca teknik araçlar olmadığını; aynı zamanda insanların algılarını, gündelik davranışlarını, bir araya gelme biçimlerini ve teknolojiyle kurdukları ilişkiyi etkileyen kültürel unsurlar hâline gelebildiğini göstermektedir. Bununla birlikte çalışma, kişisel deneyimlerden hareket ettiği için istatistiksel genelleme iddiasında bulunmamakta; teknolojik dönüşümün bireysel hafıza ve gündelik yaşam üzerindeki görünümünü ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Medya Ekolojisi, Otobiyografik Etnografi, Seyir Kültürü, Teknolojik Dönüşüm, Yapay Zekâ, Toplumsal Hafıza.

1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve

Teknolojinin toplumsal yaşam üzerindeki etkisi, medya ekolojisi ve teknoloji sosyolojisinin temel tartışma alanlarından biridir. Marshall McLuhan’ın Understanding Media adlı eserinde geliştirdiği yaklaşım, iletişim araçlarının yalnızca bilgi taşıyan nötr araçlar olmadığını; insanın algılama, düşünme ve dünyayla ilişki kurma biçimlerini de dönüştürebildiğini ileri sürmektedir.

Bu çalışma, 1970’li yıllardan günümüz yapay zekâ çağının içerik üretim ortamına kadar uzanan teknolojik dönüşümü, kendi yaşamımda doğrudan deneyimlediğim ve hatırladığım olaylar üzerinden ele almaktadır. Amaç, televizyonun ev ve kamusal alandaki ilk algılanış biçimlerinden video-kaset dönemine, oradan bilgisayar, internet, akıllı telefon ve nihayet yapay zekâ ile şekillenen üretken medya ortamına geçiş sırasında yaşanan sosyo-kültürel değişimleri kişisel tanıklık üzerinden değerlendirmektir.

Burada kişisel hafıza yalnızca geçmişe ilişkin bir hatırlama aracı olarak değil, teknolojik değişimin gündelik hayatta nasıl deneyimlendiğini anlamaya yardımcı olan bir anlatı kaynağı olarak kullanılmaktadır.

2. Yöntem ve Sınırlılıklar

Bu çalışma, kişisel deneyim ve hatırlamaya dayalı otobiyografik etnografik yaklaşımı kullanmaktadır. Televizyon, kahvehane, video-kaset ve motosiklet deneyimleri birincil kişisel tanıklık niteliğindedir. Bu olaylar, yaşandıkları dönemlerin sosyal ve kültürel bağlamı içerisinde yorumlanmaktadır.

Otobiyografik etnografi, bireysel deneyimin daha geniş kültürel ve toplumsal bağlamla ilişkilendirilmesini amaçlayan bir nitel araştırma yaklaşımıdır. Bu nedenle burada aktarılan olaylar yalnızca kişisel anılar olarak bırakılmamakta; teknoloji, gündelik hayat, seyir kültürü ve toplumsal algı bağlamında değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte çalışmanın önemli bir sınırlılığı bulunmaktadır: Tekil kişisel deneyimlerden hareketle bütün toplum adına istatistiksel veya kesin genellemeler yapılmamaktadır. Anlatılan olaylar, belirli dönemlerde teknolojik değişimin bireysel yaşamda nasıl hissedildiğini gösteren örnekler olarak ele alınmaktadır.

3. Ekranla İlk Temas: İletişim Eşiğinde Bireysel Algı

1970’li yılların ikinci yarısında, özellikle 1976 dönemi olarak hatırladığım yıllarda, televizyonun ev içi yaşama girişi ekranla kurulan ilişki açısından önemli bir kırılmaydı. O yıllarda televizyon sıradan bir ev eşyası olmaktan çok, insanlarda büyük merak uyandıran yeni bir teknolojiydi.

Televizyon yayını sırasında ekrandaki sunucuya bakıp dönerek:

“Bak, adam bana güldü!”

diyen bir izleyicinin tepkisi, benim hafızamda bu dönemin teknoloji algısını anlatan çarpıcı örneklerden biri olarak yer etmiştir.

Ekrandaki kişi gerçekte odadaki izleyiciyi görmüyor olsa da izleyici, görüntü ile kendisi arasında doğrudan bir ilişki kurabilmektedir. Bu durum, televizyonun ilk dönemlerinde görüntü ile gerçeklik arasındaki sınırın gündelik algı içerisinde nasıl deneyimlenebildiğini göstermektedir.

Buradaki önemli nokta, insanların teknolojiyi yalnızca teknik özellikleri üzerinden değil, kendi mevcut deneyim dünyaları üzerinden anlamlandırmalarıdır. Yeni bir iletişim aracının ne olduğu kadar, insanın onu nasıl algıladığı da teknolojik dönüşümün önemli bir parçasıdır.

4. Kamusal Alanda Seyir Ekolojisi: Kahvehane Kültürü ve Ticari İlişki

Televizyonun yaygınlaşması yalnızca evlerin içindeki yaşamı değiştirmemiş, geleneksel kamusal mekânların kullanım biçimlerini de etkilemiştir. Kahvehaneler, yeni teknolojilerin topluca deneyimlendiği önemli mekânlardan biri hâline gelmiştir.

4.1. Kolektif Toplanma Alanı Olarak Kahvehaneler

Televizyonun henüz her evde bulunmadığı dönemlerde kahvehaneler, tek bir ekranın çevresinde insanların toplandığı çekim merkezlerine dönüşmüştür.

İçeride oturacak yer kalmadığında insanların soğuk havaya rağmen pencerelerin önünde toplanarak içerideki televizyonu izlemeye çalışması, televizyonun yalnızca bireysel bir seyir aracı olmadığını; aynı zamanda insanları fiziksel olarak bir araya getiren bir toplumsal nesne hâline gelebildiğini göstermektedir.

Bu deneyim, teknolojik yeniliğin kamusal mekânın kullanım biçimini nasıl değiştirebildiğini gündelik hayat üzerinden görünür kılmaktadır.

4.2. Video Kaset Teknolojisi ve “5 Çay” Ekonomisi

1980’li yıllarda video cihazları ve video kasetlerin yaygınlaşması, televizyonun belirlediği sabit yayın akışından farklı bir seyir deneyimi ortaya çıkarmıştır. Kahvehaneler bu dönemde yalnızca televizyon izlenen yerler olmaktan çıkarak film gösterimlerinin yapıldığı mekânlara da dönüşmüştür.

Kendi tanıklığımda hatırladığım üzere, yaklaşık 400 metrekarelik bir kahvehanede video kaset üzerinden film gösterimleri yapılıyor ve mekân film boyunca tamamen doluyordu. Çay servisi ise kesintisiz devam ediyordu. O dönemde uygulanan anlayışa göre bir kişinin film bitene kadar en az beş çay içmesi bekleniyordu.

Burada teknoloji ile ticari faaliyet arasında doğrudan bir ilişki ortaya çıkıyordu. Video cihazı ve kaset, yalnızca yeni bir eğlence aracı değil, aynı zamanda kahvehane ekonomisinin işleyişine eklemlenen bir unsur hâline gelmişti.

Benim tanıklığım açısından bu deneyim, yeni bir seyir kültürünün ve buna eşlik eden ticari ilişkinin nasıl oluştuğunu somut biçimde göstermektedir. Video kaset dönemi, günümüzde yaygınlaşan isteğe bağlı içerik tüketimiyle bazı davranışsal benzerlikler taşıyan erken bir seyir deneyimi de sunuyordu.

5. Kırsal Toplulukta “Şeytanın Atı” Deneyimi

Teknolojik yeniliklerle karşılaşma her zaman yalnızca merak ve hayranlık üzerinden gerçekleşmemiştir. Alışılmadık bir teknoloji, bazı durumlarda mevcut kültürel algılar içerisinde yabancı veya ürkütücü bir nesne olarak da değerlendirilebilmiştir.

1980’li yıllarda Honda marka motosikletimle kırsal bir köyden geçerken çocukların arkamdan taş atarak:

“Şeytanın atına binmiş!”

diye bağırmaları, bu açıdan hafızamda yer eden önemli bir olaydır.

Benim için son derece doğal bir ulaşım aracı olan motosiklet, o gün karşılaştığım çocukların zihninde alışılmışın dışında ve yabancı bir nesne olarak algılanmıştı. Arkamdan atılan taşlar ve söylenen bu söz, bilinmeyen bir teknolojiyle karşılaşmanın nasıl kültürel bir anlamlandırma sürecine dönüşebildiğini göstermektedir.

Bu olay tek başına geniş toplumsal sonuçlar çıkarmaya yeterli değildir. Ancak yeni bir teknolojiyle karşılaşmanın, bireylerin daha önce sahip oldukları kavramlar ve kültürel algı kalıpları üzerinden yorumlanabileceğine ilişkin güçlü bir kişisel örnek sunmaktadır.

6. Tüketimden Üretime: Bilgisayar, İnternet, Akıllı Telefon ve Yapay Zekâ

Televizyon ve video kaset dönemlerinden sonra bilgisayarların, internetin ve akıllı telefonların gündelik yaşama girmesiyle teknolojik dönüşüm yeni aşamalara taşındı. Bu süreçte insanın ekranla kurduğu ilişki de giderek değişti.

Televizyon döneminde ağırlıklı olarak yayın izleyicisiydik. Video kaset döneminde hangi içeriği izleyeceğimizi seçmeye başladık. Bilgisayar ve internet döneminde bilgiye erişim ve içerikle etkileşim biçimimiz değişti. Akıllı telefonlarla birlikte ekran sürekli yanımızda taşınan kişisel bir iletişim ve üretim aracına dönüştü.

Yapay zekâ ise bu dönüşümün farklı bir aşamasını ortaya çıkarmaktadır. Artık kullanıcı yalnızca hazır bir içeriği izleyen veya seçen kişi değildir. Yazıyla, sesle veya başka girdilerle yapay zekâ sistemine ne üretmesini istediğini aktarabilmekte; ortaya çıkan metin, görsel, ses veya video üzerinde yeniden düzenleme yapabilmektedir.

Bu nedenle teknolojik dönüşümü yalnızca tüketimden üretime geçiş olarak değil, insan ile teknolojinin üretim sürecindeki rollerinin yeniden tanımlanması olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Bir zamanlar yaklaşık 400 metrekarelik bir kahvehanede çok sayıda insanla aynı filmi izlemek için toplanılan günlerden, bugün bir bilgisayarın başında yapay zekâya ne üretmesini istediğimizi söyleyerek içerik oluşturduğumuz günlere geldik.

Ekran değişti. İçeriğin oluşma biçimi değişti. Kullanıcının rolü değişti.

Ancak teknolojinin merkezindeki insan hâlâ aynı soruyu sormaya devam ediyor:

“Bu yeni şey ne?”

7. Sonuç

Televizyonun camından yapay zekânın ekranına kadar uzanan bu uzun yolculuk, yalnızca araçların ve cihazların gelişiminden ibaret değildir. Aynı zamanda insanın teknolojiyle karşılaşma, onu anlamlandırma, benimseme ve zaman içerisinde onunla birlikte yeni davranış biçimleri geliştirme tarihidir.

Çocukluk dönemimde televizyon ekranında gördüğümüz insanın gerçekten bize bakıp bakmadığını anlamaya çalışırken yaşanan şaşkınlık ile bugün yapay zekânın ürettiği bir görüntünün, metnin veya sesin nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışmak arasında teknolojik açıdan büyük bir mesafe vardır.

Televizyon tek yönlü bir ekran deneyimini yaygınlaştırdı.

Video kaset, içerik seçme davranışını güçlendirdi.

Bilgisayar ve internet, kullanıcıyı bilgiye ve dijital içeriğe daha doğrudan bağladı.

Akıllı telefon, ekranı gündelik hayatın sürekli taşınan bir parçası hâline getirdi.

Yapay zekâ ise insanın yalnızca içeriği tükettiği değil, bir makineyle etkileşim kurarak içerik oluşturduğu yeni bir üretim alanı açtı.

Bütün bu değişimlere rağmen değişmeyen bir unsur var:

İnsanın merakı.

Çocukluğumda televizyon ekranına bakarken zihnimde oluşan “Bu yeni şey ne?” sorusu, bugün yapay zekâ ekranının karşısında başka biçimlerde yeniden ortaya çıkıyor.

Teknoloji değişiyor.

Ekran değişiyor.

İçeriğin oluşma biçimi değişiyor.

Fakat insanın bilinmeyeni anlama ve yeni olana şaşırma arzusu varlığını sürdürüyor.

Belki de teknolojik dönüşümün en kalıcı tarafı, makinelerin değişmesi değil; insanın her yeni makineyle birlikte kendisi hakkında yeni bir şey öğrenmesidir.

Kaynakça

  • Ellis, C., Adams, T. E., & Bochner, A. P. (2011). Autoethnography: An overview. Historical Social Research, 36(4), 273–290.
  • McLuhan, M. (1964). Understanding Media: The Extensions of Man. McGraw-Hill.
  • Postman, N. (1985). Amusing Ourselves to Death: Public Discourse in the Age of Show Business. Penguin Books.
"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık