Yayın Tarihi: 28/06/2026
Vatandaş Ömer / Pazar Kürsüsü
Selamünayleyküm kıymetli dostlar, köklerine bağlı, hakikatin izini süren değerli okurlarım. Haziran ayının bu son pazar gününde, zamanın su gibi akıp gittiği şu günlerde, hepimizi içten içe kemiren ama hız çılgınlığı yüzünden bir türlü farkına varamadığımız o sessiz tehlikenin perdesini aralamak için yine bu mukaddes kürsüdeyim. Biz bu köşede sokağın SOS veren nabzını tuttuk, kolay para illüzyonuna karşı emeğin namusunu savunduk. Bugün ise bir toplumu millet yapan, onu ayakta tutan en gizli ama en güçlü kaleye; yani hafızamıza, unuttuğumuz değerlerimize ve sanal dalgaların yuttuğu o köklü mirasımıza ayna tutacağız.
Şöyle bir durup düşünelim dostlar. Eskiden pazar akşamları, gecenin deminde bir araya gelen aile büyükleri hikayeler anlatır, geçmişin tecrübelerini, sabrı, liyakati ve ahlakı o tatlı dilleriyle evlatlarının zihnine nakşederdi. Şimdi ise evlerimizde derin bir ekran soğukluğu hakim. Dedeyle torunun, babayla evladın arasındaki bağ, ne yazık ki sadece dijital ekranlardaki birkaç emojiden ibaret hale geldi. Akıllı cihazların ve kitle iletişim araçlarının bizlere her saniye pompaladığı yapay, anlık ve tüketim odaklı içerikler, kitleleri geçmişinden koparıyor. Köklerinden kopan bir ağacın ilk rüzgarda devrilmesi gibi, bizi asırlardır bir arada tutan kulturel bellek yapımız da ne yazık ki sinsi bir erozyona uğruyor. Hafızasını kaybeden bir toplum, başkalarının yazdığı sahte senaryoların figüranı olmaya mahkumdur.
Sosyolojik olarak baktığımızda, medyanın ve dijital mecraların kitle psikolojisini nasıl manipüle ettiğini çok net görüyoruz. Bize sürekli “eskiyi unut, anı yaşa, sadece tüket” fikri dayatılıyor. Bilginin ve hakikatin epistemolojik değeri, tık avcılığı ve dezenformasyon gürültüsü arasında kaybolup gidiyor. Oysa geçmişin bilgeliğini, Anadolu’nun o saf ve asil ruhunu bugünün rasyonel dünyasıyla harmanlayamazsak, geleceğe dair somut ve güçlü bir vizyon üretemeyiz. Yüce Allah’ın kainata koyduğu o şaşmaz ölçü ve adalet terazisi, bizlere her daim geçmiş kavimlerin kıssalarından ibret almayı, bağlarımızı koparmamayı ve emanete sahip çıkmayı emreder. Toplumsal bütünlüğümüzü korumak, bu mukaddes emaneti ve temiz kulturel bellek bağlarımızı dijital dünyanın yalanlarına karşı savunmakla mümkündür.
Peki, bu hafıza hırsızlığına karşı çare nerede? Çare, dijital dünyayı tamamen reddetmek değil, onu köklerimizle beslenen rasyonel bir akılla yönetmektir. Akademik çevreler, medya yöneticileri ve aydınlar bu kültürel aşınmaya karşı acilen kalıcı modeller üretmelidir. Gençlerimizi sanal alemin kimliksizleştiren girdaplarından korumalı, onlara tarihin, edebiyatın, bilimin ve ahlakın o asil duruşunu yeniden aşılamalıyız. Evlerimizde o eski gönül köprülerini yeniden kurmalı, ekranların ışığını söndürüp birbirimizin yüzündeki hakikati okumalıyız.
Sözün özü kıymetli okurlarım; sanal dünyalar ne kadar ışıltılı, algoritmalar ne kadar zeki olursa olsun, bir toplumun hafızasından, ananesinden ve helal değerlerinden daha güçlü hiçbir yazılım yoktur. Biz bu köşede, Vatandaş Ömer olarak algı oyunlarına karşı sokağın köklü hafızasını savunmaya, o sessiz çoğunluğun unutulan değerlerine tercüman olmaya son nefesimize kadar devam edeceğiz. Unutmayın ki, geçmişini göremeyen, geleceğini asla inşa edemez.
Haftaya temmuz ayının ilk ışıklarında, sokağın o buram buram tarih ve samimiyet kokan havasını soluyarak yeniden buluşmak ümidiyle… Yüce Allah’a emanet olun, hafızanıza ve samimiyetinize sahip çıkın, sağlıcakla kalın!

