Yayın Tarihi: 05/07/2026
Vatandaş Ömer / Pazar Kürsüsü
Selamünayleyküm kıymetli dostlar, merhametin, vicdanın ve hakikatin izini süren değerli okurlarım. Temmuz ayının bu ilk pazar sabahında, sıcakların kendisini iyice hissettirdiği şu günlerde, ruhumuzu serinletecek ama zihnimizi de fena halde sarsacak bir başka sosyolojik gerçeği haykırmak için yine bu mukaddes kürsüde yerimi aldım. Biz bu köşede kolay para illüzyonunu yazdık, dijital dünyanın çaldığı kültürel belleğimizi konuştuk. Bugün ise bir toplumu bir arada tutan, insanı insan yapan en temel harca; yani merhametimize, birbirimizin acısını hissetme kabiliyetimize ve dijital ekranların arkasından sokağa taşan o sinsi acımasızlığa ayna tutacağız.
Şöyle sosyal medya mecralarına, dijital platformlara bir bakın dostlar. İnsanlar klavyelerinin arkasına gizlenerek, hiç tanımadıkları hayatlar hakkında acımasızca infaz kararları veriyor. En ufak bir hatada, bir yanlış anlaşılmada binlerce insan bir araya gelip adeta birer yargıca dönüşüyor ve acımasız bir linç kültürü başlatıyor. Kimse olayın aslını astarını aramıyor, kimse “Ben onun yerinde olsam ne yapardım?” diye sormuyor. Bilginin ve hakikatin epistemolojik değeri, dezenformasyon dalgaları ve tık avcılığı arasında kaybolurken, geriye sadece kırılmış kalpler ve zedelenmiş hayatlar kalıyor. İşte bu acımasızlık sarmalı, bizi asırlardır ayakta tutan o sarsılmaz toplumsal empati köprülerimizi her geçen gün biraz daha havaya uçuruyor.
Bizler ne ara bu kadar sevgisiz, ne ara bu kadar tahammülsüz olduk? Anadolu’nun özünde olan o engin hoşgörüyü, “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” felsefesini dijital dünyanın hangi kirli algoritmasına feda ettik? Kitle iletişim araçlarının ve sanal mecraların kitle psikolojisini bencilce manipüle etmesi, insanımızı adeta mekanik birer öfke makinesine dönüştürdü. Oysa çok iyi biliyoruz ki, bir toplumda merhamet kurursa, adalet de kurur, huzur da kurur. Yüce Allah’ın evrene koyduğu o muazzam mizan ve sevgi iklimi, bizlere her daim birbirimize karşı adaletli, şefkatli ve anlayışlı olmayı emreder. O’nun şaşmaz terazisi, kul hakkını ve kalb-i selim olmayı her şeyin üstünde tutar. Dolayısıyla, kaybolan toplumsal empati yeteneğimizi yeniden kazanmak, sadece ahlaki bir görev değil, toplumsal selametimiz için de mutlak bir zorunluluktur.
Peki, bu sevgisizlik ve linç kuşatmasını nasıl yaracağız? Çare, dijital ekranların o soğuk ve karanlık dehlizlerinden kafamızı kaldırıp, sokaktaki insanın gözünün içine bakabilmektir. Akademik camia, medya yöneticileri ve geleceğin aydınları bu toplumsal cinnet haline karşı acilen rasyonel ve eğitici modeller geliştirmelidir. Teknolojiyi ve sosyal medyayı birbirimizi yıpratmak, aşağılamak için değil; sevgiyi, bilgiyi, liyakati ve yardımlaşmayı yaymak için rasyonel bir araç olarak kullanmayı öğrenmeliyiz. Bir insanı karalamadan önce, onun da bir ailesi, bir onuru ve bir canı olduğunu hatırlayacak o eski, asil şuura yeniden dönmek mecburiyetindeyiz.
Sözün özü kıymetli okurlarım; klavye arkasından fırlatılan öfke okları ne kadar hızlı olursa olsun, bir insanın samimi bir tebessümünden, birbirimize göstereceğimiz bir nebze merhametten daha güçlü hiçbir şey yoktur. Biz bu köşede, Vatandaş Ömer olarak algı oyunlarına ve dijital acımasızlığa karşı sokağın vicdanı olmaya, o temiz ve sessiz çoğunluğun merhamet davasını savunmaya son nefesimize kadar devam edeceğiz. Unutmayın ki, nefretin açtığı yaraları sadece ve sadece sevgi ve empati iyileştirebilir.
Haftaya aynı saatte, sokağın o şefkat ve huzur kokan temiz havasını soluyarak yeniden buluşmak ümidiyle… Yüce Allah’a emanet olun, merhametle, empatiyle ve kalbi selimle kalın!

