Bu çalışma, İslam düşüncesinde yalanın yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil, varlık düzenine ilişkin bir kriz olduğunu savunmaktadır. Hakikatin ilahî bir isimle (el-Hak) temellendiği bir inanç sisteminde, yalanın meşruiyet alanı bulunup bulunmadığı sorgulanmaktadır.
Kur’ân merkezli analiz, “sıdk” kavramının imanın asli unsuru olduğunu ortaya koyarken; literatürde yer alan “ruhsatlı yalan” rivayetleri metodolojik açıdan yeniden değerlendirmektedir.
Toplumsal düzlemde ise stratejik yalanın güven endeksini düşürdüğü, adalet mekanizmasını zayıflattığı ve dinin ahlaki gücünü törensel bir forma indirgediği ortaya konulmaktadır.
Çözüm, pragmatik ruhsatların çoğaltılmasında değil; hakikate koşulsuz sadakatin yeniden inşasındadır.