Yayın Tarihi: 25/07/2026
Lambadaki Cin
Sokaklarda yürüyoruz, kalabalıkların arasından geçip gidiyoruz. Herkes bir telaş içinde, herkes bir koşturmacada… Ama dönüp etrafımıza baktığımızda derin bir sessizlik hâkim. Kalabalıkların gürültüsü var elbette; korna sesleri, telefon zil sesleri, günlük koşturmacanın patırtısı… Fakat toplumun vicdanında, ruhunda büyük bir sessizlik hüküm sürüyor.
Biz ne zaman duyarsızlaşmayı bu kadar çabuk öğrendik?
Köşemizde her hafta toplumsal bir aynayı tutmaya gayret ediyoruz. Bu hafta o aynayı doğrudan kendi yüzümüze tutalım istedim. Komşusunun açlığından habersiz, yanı başındaki adaletsizliğe gözünü yuman, samimiyeti unutup çıkar dünyasının çarklarına ayak uyduran bireyler haline nasıl dönüştük? Sessizliğin sağladığı o sahte konfor, zamanla ruhumuzu esir almadı mı?
Oysa insan olmak, sadece nefes alıp vermekten ibaret değildir. İnsan olmak; itiraz edebilmektir, iyiliği çoğaltabilmektir, hakikatin yanında dimdik durabilmektir. Sessiz kalmak, bazen söylenmiş en ağır sözden daha yıkıcı olabilir. Çevremizde yaşanan olumsuzluklara, kaybolan değerlerimize ve eriyen komşuluk ilişkilerimize karşı susmak, aslında o olumsuzluklara ortak olmaktır.
Bugün her zamankinden daha fazla “biz” demeye, empati kurmaya ve vicdanımızın sesini yükseltmeye ihtiyacımız var. Birbirimizin elinden tutmak, yanlışa yanlış diyebilmek ve insan kalabilmek için adımlar atmalıyız. Çözüm uzakta değil; çözüm, kendi içimizdeki o uyuyan vicdanı uyandırmakta.
Hayat geçip gidiyor. Bir gün dönüp arkamıza baktığımızda, geride bıraktığımız izlerin ne kadar anlamlı olduğunu konuşacağız. O zaman geldiğinde, “Keşke susmasaydım” demek yerine, “İyi ki doğrunun yanında durdum” diyebilmek dileğiyle…
LAMBANIN CİNİ

