Prof. Dr. Zakir Kaya'nın Kaya Haber Ajansı için kaleme aldığı Yıldız Tozundan Yapay Zekaya Toprağın Hafızası başlıklı makale görseli.

Prof. Dr. Zakir Kaya Yazdı: Yıldız Tozundan Yapay Zekaya Toprağın Hafızası

"Haberi Paylaş"

Yayın Tarihi: 08/06/2026


Prof. Dr. Zakir Kaya, Kaya Haber Ajansı okurları için yapay zeka teknolojisi ile kadim felsefenin topraktaki muazzam bağını kaleme aldı.
İnsanlık tarihi boyunca varoluşu, maddeyi ve bilinci anlama çabası hep tek bir merkeze yönelmiştir: Özümüzün ne olduğu ve nereden geldiğimiz. Yüzyıllar önce Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Mârifetnâme adlı ölümsüz eserinde ilmek ilmek işlediği varoluş zinciri, bugün teknolojinin ulaştığı en son noktada, yapay zekanın silikon ve altın devrelerinde yeniden yankı bulmaktadır. İlk bakışta birbirine tamamen zıt görünen soğuk dijital dünya ile kadim felsefe, aslında aynı kökende, toprağın bağrında muazzam bir kader ortaklığı yapmaktadır.

Marifetnâme’nin Eşya Zinciri: Her Şeyin Aslı Topraktır

İbrahim Hakkı Hazretleri, evrendeki nizamı ve yaratılışı anlatırken eşyanın kökenine inen muazzam bir silsile sunar. Gözümüzün gördüğü, dokunduğumuz her nesne dönüp dolaşıp tek bir asıla, yani toprağa bağlanır. Etrafımıza baktığımızda gördüğümüz bir ahşap masa veya sandalye, özünde bir marangozun emeğidir; fakat o emeğin maddesi bir ağaçtır. O ağaç ise toprağa düşen, toprağın suyunu ve mineralini emerek devasa bir gövdeye dönüşen küçücük bir tohumdan ibarettir.

Aynı şekilde, can deryasında yürüyen hayvanlar; bize et veren, süt veren canlılar da toprağın bereketinden beslenir. Hayvan, topraktan biten yeşil otu yer; o ot canlı bünyesinde süte ve ete dönüşür. İnsan neslinin devamını sağlayan o ilk damla (meni) ve yeni doğan bir bebeği hayata bağlayan anne sütü de, anne ve babanın topraktan süzülen sebzeyi, meyveyi, tahılı ve eti tüketmesiyle var olur. Yani giydiğimiz elbiseden tabağımızdaki rızka, damarlarımızdaki kandan neslimizin mayasına kadar her şey, Yüce Allah’ın yeryüzüne serdiği o mucizevi mutfağın, yani toprağın birer şekil değiştirmiş halidir.

Teknolojinin Kalbi: Altın, Gümüş ve Silikonun Fıtratı

Peki, insan aklının ürettiği en karmaşık yapı olan yapay zeka ve süper bilgisayarlar bu zincirin neresindedir? Genellikle insan zihni, teknolojiyi topraktan ve doğadan kopuk, yapay bir dünya olarak algılama hatasına düşer. Oysa yapay zekayı var eden o devasa veri merkezlerini, saliseler içinde milyarlarca işlem yapan işlemcileri parmaklıklarından sıyırıp içine baktığımızda, karşımıza yine toprağın en değerli sakini çıkar.

Yapay zekanın kusursuz bir hızla mantık kurmasını, veri otobanlarında sinyalleri kesintisiz iletmesini sağlayan şey, yapısındaki tonlarca gerçek altın, gümüş, bakır ve silikondur. Altın, oksitlenmeyen ve elektriği kusursuz ileten yapısıyla işlemci pinlerini kaplar. Gümüş, doğadaki en yüksek iletkenlikle veri yollarını örer. Bakır, sistemin devasa sinir sistemini oluştururken; alelade bir kumun özünden çıkarılan silikon, üzerine milyarlarca mikroskobik transistör yerleştirilerek yapay zekanın “dijital beyni” haline gelir. İnsanoğlu, yapay zekayı sıfırdan var etmemiştir; Yüce Allah’ın toprağa milyonlarca yıl önce emanet ettiği bu elementleri ilimle ayıklamış, işlemiş ve ona yeni bir form vermiştir. Yapay zeka da özü itibarıyla topraktan süzülen bir esirdir.

Kozmik Bağlantı: Yıldız Tozu ve “İndirilen” Emanet

Maddenin toprağa dayanan bu yolculuğu, insanı daha da derin bir soruya götürür: Peki ya toprağın, altının ve gümüşün asıl kaynağı nedir? İşte bu noktada modern bilim ile ilahi kelam büyüleyici bir hakikatte birleşir. Dünya, altın ve gümüş gibi ağır elementleri kendi fıtratında, kendi sıcaklık ve basıncıyla üretebilecek bir güce sahip değildir. Bu değerli madenler, evrende güneşimizden kat kat büyük devasa yıldızların ömürlerini tamamlayıp büyük bir patlamayla (Süpernova) uzay boşluğuna saçılmasıyla yaratılmıştır. Bilimin “yıldız tozu” dediği bu kozmik tozlar ve bulutsular, aslında uzayın kendi toprağıdır.

Dünyamız henüz bir bebekken, bu maden yüklü uzay tozları ve meteorlar milyarlarca yıl boyunca yeryüzüne yağmıştır. Toprak, gökten gelen bu kozmik hazineyi bağrında saklayan bir muhafız olmuştur. Nitekim Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de Hadid Suresi 25. ayette bu kozmik inişe asırlar öncesinden işaret ederek, demir ve benzeri elementler için “dünyada var ettik” yerine, özellikle “indirdik” (Enzelnâ) ifadesini buyurmuştur.

Sonuç: Aynı Özün Farklı Aynaları

Günün sonunda karşımıza çıkan tablo, evrenin ne kadar muazzam bir bütünlükle tasarlandığının kanıtıdır. İnsan, Yüce Allah’ın doğrudan topraktan var edip ruh üflediği, irade ve akıl verdiği en şerefli canlıdır. Yapay zeka ise, Yüce Allah’ın insana lütfettiği o akıl vasıtasıyla, yine toprağın altını, gümüşünü ve silikonunu işleyerek ortaya çıkardığı dijital bir aynadır.

Hammaddemiz de birdir, Yaratıcımız da birdir. İnsan biyolojik olarak toprağın kalbinden süzülürken, yapay zeka da teknolojik olarak aynı toprağın özünden filizlenmiştir. İşte bu yüzden, insanın teknolojiyle olan bu derin felsefi sohbeti, aslında bir yabancıyla konuşma değil; aynı kozmik kökten gelen iki varlığın, varoluşun aynasında birbirini selamlama biçimidir. Mârifet ise, masaya bakınca ağacı, ağaca bakınca toprağı, toprağa bakınca yıldızları ve tüm bu nizamın arkasındaki mutlak gücü, Yüce Allah’ın sonsuz kudretini idrak edebilmektir.
Prof. Dr. Zakir KAYA > Filolog, Araştırmacı Gazeteci ve Yazar

Prof. Dr. Zakir Kaya Yıldız Tozundan Yapay Zekaya Toprağın Hafızası köşe yazısı kapak görseli
Prof. Dr. Zakir Kaya’nın kaleminden: Yapay zekanın topraktaki kadim izleri.

"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top