Sokağın gerçek gündemini masa başındaki istatistikler değil, pazar fileleri ve boş cüzdanlar belirliyor.

ALIN TERİNDEN EKRAN IŞIĞINA: KOLAY PARA İLLÜZYONU GENÇLİĞİMİZİ NEREYE SÜRÜKLÜYOR?

Yayın Tarihi: 21/06/2026

Vatandaş Ömer / Pazar Kürsüsü
Selamünayleyküm kıymetli dostlar, emeğin ve hakikatin izini süren değerli okurlarım. Haziran ayının bu güzel pazar gününde, sokağın tam ortasında duran, sessizce büyüyen ama geleceğimizi kökünden tehdit eden devasa bir illüzyonun perdesini aralamak için yine bu mukaddes kürsüde yerimi aldım. Biz bu köşede dijital çağın getirdiği yalnızlığı, mekanikleşmeyi ve sokağın SOS veren nabzını yazdık. Bugün ise bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan en temel direğe; yani emeğin namusuna, alın terinin kutsallığına ve dijital ekranların arkasına gizlenmiş o sinsi “kolay para” tuzağına ayna tutacağız.

Etrafınıza bir bakın dostlar. Akıllı telefonların ekranlarından evlerimize, sokaklarımıza sızan sahte bir cennet var. Sosyal medya platformlarında hiçbir entelektüel derinliği, hiçbir liyakati ve üretimi olmayan figürlerin, lüks hayatlarını, kaynağı belirsiz zenginliklerini gençliğin gözünün içine soktuğu bir dezenformasyon çağındayız. “Tek tıkla zengin ol”, “kısa yoldan köşeyi dön” yalanlarıyla beslenen, sanal kumar ve borsa manipülasyonlarının kıskacına alınan pırıl pırıl gençlerimiz, ne yazık ki sabahın köründe rızkının peşine düşen bir babanın helal lokmasındaki asaleti göremez hale getiriliyor. Emeğin, sabrın ve dirsek çürütmenin değersizleştirildiği bu süreç, bizi asırlardır ayakta tutan toplumsal degerler yapısını içten içe kemiren bir kansere dönüşmüş durumda.

Bir toplumda alın teriyle, helal kazançla dalga geçilip, şans oyunları veya dijital şaklabanlıklar “başarı” diye kutsanmaya başlandıysa, orada sosyolojik bir çöküş başlamış demektir. Kitle iletişim araçları ve sosyal medya algoritmaları, kitle psikolojisini doğrudan manipüle ederek bencil, üretmeyen ve sadece tüketen bir nesil inşa etmek istiyor. Oysa epistemolojik olarak da çok net biliyoruz ki, üretmeden tüketen, sabretmeden kazanmak isteyen toplumlar kalıcı bir refah üretemezler. Yüce Allah’ın adalet terazisi ve şaşmaz mizanı, insanın ancak çalıştığının ve emeğinin karşılığını bulacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Haktan, adaletten ve helal kazancın bereketinden kopan her zihniyet, eninde sonunda manevi bir buhrana mahkumdur. Bizim asıl korumamız ve tahkim etmemiz gereken kale, işte bu temiz toplumsal degerler hiyerarşisidir.

Peki, bu dijital kuşatmayı nasıl yaracağız? Çare, sokağın gerçeğine dönmek ve rasyonel eğitim modelleriyle gençlerimize emeğin izzetini yeniden öğretmektir. Akademik çevreler, medya yöneticileri ve aydınlar bu illüzyona karşı acilen barikat kurmalıdır. Dijitalleşmeyi, insanımızı tembelliğe ve kolaycılığa sürükleyen bir afyon gibi değil; katma değerli üretime, bilime ve ahlaka hizmet eden rasyonel bir araç olarak yönetmek zorundayız. Gençlerimize sahte fenomenlerin pırıltılı yalanlarını değil; dürüstlüğün, liyakatin ve alın terinin bu ülkenin tek kurtuluş reçetesi olduğunu göstermek mecburiyetindeyiz.

Sözün özü kıymetli okurlarım; ekranların ışığı ne kadar cazip görünürse görünsün, bir babanın alnındaki o çizgilerin, bir ananın helal duasının ve dürüstçe kazanılmış tek bir kuruşun yerini hiçbir sanal saltanat tutamaz. Biz bu köşede, Vatandaş Ömer olarak algı oyunlarına karşı emeğin hakkını savunmaya, o temiz ve sessiz çoğunluğun helal davasına tercüman olmaya son nefesimize kadar devam edeceğiz. Yaratılan sahte gündemler bizim hakikat penceremizi asla kapatamayacak. Unutmayın ki, hileyle kurulan saraylar ilk rüzgarda yıkılır ama emekle örülen yuvalar ebediyen ayakta kalır.

Haftaya aynı saatte, sokağın o helal ve tertemiz havasını soluyarak yeniden buluşmak ümidiyle… Yüce Allah’a emanet olun, emeğin asaletiyle ve sağlıcakla kalın!

"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık