Yayın Tarihi: 02/05/2026
Ekonomi sadece sayılardan ibaret değildir; ekonomi, insanın yarınına duyduğu güvendir. Bugünlerde açıklanan makroekonomik verilerle, vatandaşın market arabası arasındaki mesafe hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Peki, biz hangi gerçeğe inanacağız? Kağıt üzerindeki tek haneli hedeflemelere mi, yoksa her sabah güncellenen etiketlere mi?
Güven Endeksi ve Beklentiler Merkez bankalarının faiz kararları, sıkılaşma politikaları ve likidite yönetimi elbette teknik bir zorunluluktur. Ancak atlanan bir nokta var: Ekonomik davranış psikolojisi. Bir toplum, fiyatların yarın daha da artacağına inanmışsa, orada tüketim durmaz, aksine “stokçu bir kaygı” başlar. Bu kaygı, enflasyonun en büyük besin kaynağıdır. Saliha Gök olarak sahada gördüğüm şudur; beklentiler yönetilmeden, rakamlar yönetilemez.
Üretim Ekonomisine Dönüş Şart Sıcak paranın geçici rahatlığıyla günü kurtarmak, kronikleşmiş yaralarımıza pansuman bile olmuyor. Türkiye’nin asıl ihtiyacı, ithalata dayalı büyüme modelinden, teknoloji odaklı ve yerli üretimi önceleyen bir yapıya radikal bir geçiş yapmaktır. Tarladaki çiftçinin girdi maliyeti düşmeden, fabrikadaki çarklar sadece ithal hammaddeyle dönmeye devam ettikçe, kalıcı bir refahtan bahsetmek hayalperestlik olur.
Sonuç Olarak; Ekonomi yönetiminde şeffaflık ve liyakat, en az döviz rezervleri kadar değerlidir. Yatırımcının önünü görebilmesi için hukuksal zemin, vatandaşın nefes alabilmesi için ise adil bir vergi sistemi şarttır. Unutmayalım ki, kalkınma sadece gökdelenlerin yükselmesi değil, refahın tabana yayılmasıdır.
Saliha GÖK Ekonomist / Köşe Yazarı

