Yayın Tarihi: 05/07/2026
Saliha Gök / Ekonomi Kulüsi
Temmuz ayının ilk günleriyle birlikte küresel ve yerel piyasalarda kartların yeniden karıldığı, makroekonomik dengelerin çok kritik bir viraja girdiği hareketli bir döneme şahitlik ediyoruz. Gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz patikasındaki kararsız tutumları, küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar ve tedarik zincirlerindeki jeopolitik riskler, gelişmekte olan piyasaları doğrudan bir test alanına çeviriyor. İşte böyle bir küresel konjonktürde Türkiye ekonomisinin önündeki en büyük ödev; teknik terimlerin çok ötesinde, sokağın refahını ve sanayicinin öngörülebilirliğini doğrudan şekillendirecek olan kalıcı bir makro dengeyi inşa etmektir.
Bugün finans koridorlarında, iş dünyasında ve çarşı pazarın dilinde en çok yankılanan, atılacak her rasyonel adımın merkezine konulması gereken yegane kavram finansal istikrar olarak karşımıza çıkmaktadır. İstikrar; sadece döviz kurlarındaki oynaklığın azalması ya da cari açığın kontrol altına alınması demek değildir. Gerçek ve sürdürülebilir bir finansal istikrar, yatırımcının uzun vadeli sermaye planlaması yapabildiği, esnafın hammadde maliyetini öngörebildiği ve tüketicinin yarın kaygısı taşımadan bütçesini yönetebildiği güvenli bir iklimin tesis edilmesidir. Sıkı para politikası araçlarının kararlılıkla uygulanması bu sürecin olmazsa olmaz bir ayağıdır; ancak bu politikaların mutlaka yapısal reformlarla, üretim odaklı teşviklerle ve mali disiplinle tahkim edilmesi şarttır. Aksi takdirde, dışarıdan gelecek en küçük dalgalanmada kazanımları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız.
Piyasanın rasyonel röntgenini çektiğimizde net bir şekilde görüyoruz ki, fiyatlama davranışlarındaki bozulmalar ve spekülatif algı yönetimleri, ekonomik gerçeklerin önüne set çekmektedir. Bilgi kirliliği ve anlık panik dalgaları, kitlelerin tüketim reflekslerini bozarak enflasyonist baskıyı körüklemektedir. Bu sarmaldan çıkışın yolu ise ekonomi yönetiminin kurumsal ciddiyetini korumasından, liyakat esaslı kararlardan ve rasyonel kalkınma modellerinden taviz vermemesinden geçer. Yüce Allah’ın evrene ve kainata koyduğu o kusursuz ölçü, nizam ve denge gibi, iktisadi hayatın da şaşmaz bir adalet terazisi vardır. Tüketime ve borçlanmaya dayalı büyüme modelleri bu teraziyi sarsarken; üretime, ihracata ve katma değerli sanayiye odaklanan adımlar teraziyi dengede tutacaktır.
Sözün özü; küresel ekonomi yeni bir korumacılık ve kabuk değiştirme döneminden geçerken, bizim günübirlik ve palyatif politikalarla kaybedecek tek bir saniyemiz bile yoktur. Sokağın cüzdanındaki yangını söndürmek, sanayicinin ve genç girişimcilerin önünü açmak ancak bilimin, aklın ve rasyonel ekonomi politikalarının ışığında mümkündür. Gelecek nesillere ekonomik bağımsızlığı tam, finansal mimarisi güçlü bir ülke bırakmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Biz bu kürsüde, Saliha Gök olarak ekonominin çıplak gerçeklerini algı oyunlarından arındırarak yazmaya, doğrunun ve rasyonel aklın sesi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Önümüzdeki hafta piyasaların yeni rotasını, faiz kararlarının reel sektöre yansımalarını ve makro verileri analiz etmek üzere yeniden buluşmak ümidiyle… Finansal öngörünüzün yüksek, kazancınızın helal ve bereketli olduğu bir hafta dilerim. Sağlıcakla kalın.

