Vatandaş Ömer Pazar Yazısı: Toplumsal Cinnet ve Sabır Eşiği Analizi

Sabır Eşiği: Toplumsal Cinnetin Eşiğinde Kendimizi Kaybetmek

"Haberi Paylaş"

Yayın Tarihi: 23/05/2026

Vatandaş Ömer

Kaya Haber Ajansı’nın (KHA) aziz okurları, selamünayleyküm…

Yine bir pazar sabahı, yine sokağın tam ortasından, insanımızın ruhunu sıkan o en çıplak gerçekle yüzleşmek üzere buradayız. Geçen hafta geçim mücadelesini ve terazinin nasıl bozulduğunu konuşmuştuk. Bugün ise o bozuk terazinin ruhumuzda açtığı başka bir derin yarayı; her geçen gün biraz daha daralan, adeta yok olma noktasına gelen sabır eşiği gerçeğini konuşacağız.

Çevrenize şöyle alıcı bir gözle bakın; trafikte korna sesleri, kaldırımda omuz çarpmaları, adliye koridorlarında biriken hınçlar… İnsanlar artık birbirinin yüzüne bakarken tebessüm aramıyor, adeta kavga etmek için bahane kolluyor. En küçük bir fikir ayrılığında, en ufak bir aksilikte içimizdeki o öfke canavarı zincirlerini kırıyor. Ne ara bu kadar tahammülsüz, ne ara bu kadar hırçın bir toplum olduk? Hayatın getirdiği yükler ağır, kabul ediyorum; ancak kendi iç dünyamızda koruyamadığımız o sabır eşiği çöktüğü an, geriye sadece kalbi kırık, ruhu yaralı bir kitle kalıyor.

Vatandaş Ömer olarak diyorum ki; dik durmak, sadece haksızlığa karşı ses yükseltmek değildir. Asıl dik duruş, öfke seline kapılmadan, o zor anlarda nefse hakim olabilmektir. Bugün cemiyette, sivil toplumda veya aile içinde yaşadığımız kopuşların kökeninde, insanların kendi sınırlarını yönetememesi yatar. Güçlü olmak, karşıdakini ezmek ya da en yüksek sesle bağırmak sanılıyor. Oysa asıl güç, tahammül sınırları zorlanırken bile insan kalabilme iradesidir. Toplumsal cinnet sarmalından kurtulmanın yolu, kaybettiğimiz o kadim nezaketi ve geniş gönüllülüğü yeniden kuşanmaktır.

Bizim medeniyetimiz sabrı bir acizlik değil, en büyük erdem ve asalet olarak kabul ederdi. Şimdi ise sabretmeyi “enayilik”, hoyratlığı ise “uyanıklık” sayan sinsi bir anlayış sokakları esir almış durumda. Unutmayın ki; öfkeyle kalkan zararla oturur ama daha da önemlisi, o zararın bedelini en çok yine en yakınlarımız öder. Hayatın her alanında bu kritik sabır eşiği korunamadığı müddetçe, ne ekonomik refah ne de sosyal unvanlar bizi huzura kavuşturabilir.

Yüce Allah bizlere sabredenlerle beraber olduğunu müjdeledi ve öfkesini yutanları övdü. Bizler ise modern çağın o hızlı, bencil ve her şeyi hemen tüketmek isteyen hırsına kapılıp ruhumuzu kuruttuk. Kulun imtihanı sadece varlıkla yoklukla değil, insana karşı gösterdiği muameleyle de ölçülür. Kalbimizi öfkenin zehriyle doldurursak, ne bu dünyada ne de öte tarafta sığınacak bir serinlik bulabiliriz.

Bu pazar, içimizdeki o daralan sınırları genişletelim. Bir an durup nefes alalım, karşımızdakine de bir insan olarak bakmayı hatırlayalım. Gürültünün ve öfkenin hüküm sürdüğü bu çağda, vakur bir sabırdan daha büyük bir kalkan yoktur.

Haftaya daha huzurlu, öfkeden arınmış ve sabrın bereketiyle yoğrulmuş bir sabahta buluşmak duasıyla… Selametle kalın, sabırla kalın.


"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top