Eylül Ayı Masrafları ve Velilerin Yükü! - Vatandaş Ömer

SOKAKTA KAYBOLAN NEZAKET VE YÜKSELEN ÖFKE DUVARLARI: TOPLUMSAL HUZUR NEREDE BOZULDU?

Yayın Tarihi: 18/07/2026

Temmuz ayının bu kavurucu sıcaklarında, sadece termometreler değil, sokaktaki insanların sinir uçları da adeta alev alev yanıyor. Sabah evden çıkıp akşama kadar şehri adımladığınızda, toplu taşımaya bindiğinizde ya da trafikte direksiyon salladığınızda burnundan soluyan, patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşan yüzlerce çehreyle karşılaşıyorsunuz. En ufak bir omuz temasında, trafikte bir saniyelik gecikmede ya da haklı bir uyarıda hemen yumruklar sıkılıyor, ses telleri son ayarına kadar zorlanıyor. Sormak gerekiyor dostlar; biz birbirimize karşı ne ara bu kadar yabancılaştık ve ne ara bu kadar tahammülsüzleştik?

Kadim coğrafyamızın harcında olan, bizi asırlardır bir arada tutan o zarif selamlaşmalar, “buyurun lütfen” demenin asil vakarı ve bir hatada içtenlikle dilenen özürler nereye kayboldu? Bugün geldiğimiz noktada, sokaklarımızda, apartman koridorlarımızda ve esnaf tezgahlarında en çok ihtiyaç duyduğumuz yegane kavram toplumsal huzur haline gelmiştir. Çünkü huzur, sadece ekonomik göstergelerin ya da maddi refahın bir sonucu değildir; huzur, bir toplumun bireylerinin birbirinin hukukuna, alanına ve canına gösterdiği saygıyla inşa edilir. Nezaketin zayıfladığı, nezaketsizliğin ve kabalığın adeta bir güç gösterisi olarak algılandığı yerde toplumsal huzur zemin kaybeder, yerini derin bir güvensizlik girdabına bırakır.

Gözümüzü nereye çevirsek bir hırçınlık, bir “önce ben” bencilliği görüyoruz. Akşam evlerimize çekildiğimizde televizyon ekranlarından akan o bağırış çağırış dolu diziler, sosyal medyanın körüklediği linç kültürü ve dijital dünyanın insanı yalnızlaştıran yapısı, sokaktaki öfke duvarlarını her gün biraz daha yükseltiyor. Yüce Allah’ın bizlere bahşettiği en güzel hasletlerden biri olan merhameti, hoşgörüyü ve insanı sadece insan olduğu için aziz bilme ahlakını adeta unuttuk. Oysa komşusunun açlığından haberdar olan, sokakta karşılaştığı yabancıya tebessümle selam veren bir medeniyetin mirasçıları olarak, bu gürültülü ve hoyrat iklim bize hiç yakışmıyor.

Sözün özü; sokaklarımızı güvensiz kılmaya başlayan bu tahammülsüzlük salgınına karşı uyanık olmak zorundayız. Kanunların, polisiyelerin ya da cezaların tek başına çözemediği yerde devreye vicdan, edep ve kalbi bir uyanış girmelidir. Çocuklarımıza sadece test çözmeyi ya da kariyer yapmayı değil; bir insana saygı duymayı, teşekkür etmeyi ve empati kurmayı öğretmekle işe başlamalıyız. Yangına körükle gidenlerin değil, sokağa serinlik ve selamet getirenlerin tarafında olmalıyız. Vatandaş Ömer olarak bu hafta sokağın bu suskun çığlığını kayda geçiriyor, herkesi bir parça aynaya bakmaya ve kaybetmekte olduğumuz o ruhu yeniden kuşanmaya davet ediyorum.

Gelecek pazar, sokağın yeni bir gerçeğinde, kalbimizi ferahlatacak bambaşka bir kelamda buluşmak ümidiyle… Selamın, muhabbetin ve nezaketin çoğaldığı huzurlu bir hafta dilerim. Sağlıcakla kalın.

"Haberi Paylaş"

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık